Berlin

 

“Seyahat hele deniz seyahati, ruhun bütün dertlerine devadır    
Ahmet Hasim


Öncelikle neredeyse tüm avrupa şehirlerini görmüş kişiler olarak Berlin'i çok beğendiğimizi, çok dolu bulduğumuzu hatta avrupadaki en güzel şehirlerin başlarında geldiğini söylemeliyiz. Yeşilin bolluğu, düzeni, sanata, kültüre ve mimariye verdiği önem bizi gerçekten etkiledi. Berlin'in %30'u yeşile ayrılmış, 150.000 civarında öğrencisiyle önemli bir öğrenci kenti. Kentte 170 müze var ve mimari eserleri le de adeta bir açık hava müzesi. 


Kısaca yakın tarih;


I. Dünya Savaşı'ndan sonra 1918'de Berlin'de Weimar Cumhuriyeti kurulduğu duyuruldu. 1920'de komşu şehirlerle ve belediyelerle Berlin yeniden birleşince başkentin nüfusu 4 milyon oldu.

Nazi Partisi iktidara gelince 1933'te Berlin Nazi Almanyası'nın başkenti oldu ve Naziler 1936'da Berlin'de yapılan Olimpiyat Oyunları'nıda propaganda için kullandı. Sonrasında Adolf Hitler ve mimar Albert Speer Berlin'nin yapısını değiştirip dev yapıların Roma stilinde yapılmasına karar verdi.

Naziler Berlinli Yahudileri toplumdan soyutlayıp toplama kamplarına gönderdi, birkaç yıl sonra da katlettiler. 1933'de başkentte 160.000 Yahudi yaşıyordu. 1938'de Kristal Gece olarak bilinen geceden sonra Yahudilere yapılan saldırı ve tacizler artarak devam etti.


II. Dünya Savaşı'nda Berlin yoğun bombardımana tutuldu ve Berlin'deki evler ve yapılar hasar görüp yıkıldı. Eğer Hitler savaşı kazansaydı Berlin'i Büyük Alman İmparatorluğu'nun başkenti yapmayı ve adını Germania olarak değiştirmeyi planlıyordu.


Şehrin Bölünüşü ve Birleşimi


Berlin Kızıl Ordu tarafından ele geçirilince, kent 8 Mayıs 1945'te kapitülasyona uğradı. Londra Antlaşmasına göre de bütün Almanya 4 sektöre bölündü. Bunun yanı sıra Doğu Almanyanın içerisinde bir ada gibi kalan Berlin'in de 4 sektöre bölünmesi kararlaştırıldı. Batılı Müttefikler (ABD, Fransa ve Birleşik Krallık) şehrin batısını işgal ederken Sovyetler de kentin doğusunda söz sahibi oldular.

Batılı Müttefiklerinin ve Sovyetlerin ideolojileri pek uyuşmadığından, Sovyetler 1948/49'da Batı-Berlin'ne ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Bundan yılmayan Batılı Müttefikler şehir bir ada gibi doğunAlmanyanın içerisinde kaldığı ve karayolu ile ulaşamadıkları için Batı Berlin'e havadan destek vermeye başladı.


Berlin duvarı


Almanya Federal Cumhuriyeti'nin Almanya'nın batısında kurulması üzerine Almanya'nın doğusunda Demokratik Almanya Cumhuriyeti (DDR) 1949'da ilan edildi, böylece Soğuk Savaşın etkisi Berlin'e de yansıdı. Federal Cumhuriyeti başkentini Bonn olarak ilan edince, Doğu Almanlar Doğu-Berlin'i başkent ilan etti. Batı ve Doğu arasında ihtilaf daha da büyüdü ve 13 Ağustos 1961 Berlin Duvarı'nın yapılmaya başlamasıyla bu ihtilaf en yüksek düzeye ulaştı. Esasen duvarın yapılmasının sebebi doğu Berlin'den batı berlin'e olan göçün önüne geçmekti. Çünkü bu tarihe kadar batı sürekli göç alıyordu. Batı tarafı duvarın dibine kadar gelebiliyorken doğuda duvardan önce boşaltılmış bir alan, dikenli teller ve gözetleme kuleleri bulunuyordu. Özetle bir doğu berlinlinin duvara ulaşması bile hayaldi. 28 yılda 5.000 kişi bu hayalini gerçekleştirdi 190 civarında kişi ise bu engelleri aşıp batıya geçmeye çalışırken vurularak öldürüldü. Bunların çoğu Checkpoint Charlie adı verilen kontrol noktasında gerçekleşti.

Batı Berlin'e müttefik kuvvetler yönetiminde özel haklar tanındı. Doğu Berlin de Demokratik Almanya Cumhuriyeti'nin bir parçasıydı. Berlin'in doğusu ve batısı tamamen birbirinden ayrıydı. Geçişler sadece belirli kontrol noktalarından mümkündü. Batı'dan doğuya geçiş sebest iken (pek isteyen olmamasına karşın) Doğu Berlin'den Berlin'nin batısına geçiş tamamen yasaktı ve sınır bölgelerine keskin nişancılar konulmuştu.


Duvarın yıkılması da biraz ilginçtir; geçişler konusunda baskının arttığı, Gorbaçov'un politikaları sayesinde Komunizmin yumuşadığı, batıya da geçişe izin verilmesi konusunda belli bir aşama kaydedildiği bir gün bir DDR yetkilisi canlı yayında bu iznin yakın olduğunu söyledi. Gelen ısrarlı sorulara "uygulamanın hemen başlayabileceğini düşündüğünü" söylemesi üzerine halk hem batıdan hem doğudan duvara akın etti DDR başta direndiyse de sonra ısrarcı olmadı ve o gece duvarı halk dozerlerle yıktı;  iki tarafın halkı sabaha kadar kol kola duvarın yıkılışını kutlatarak  dünyaya barış dersi verdi. böylece 1989'da Berlin Duvarı yıkıldı, iki ülke Almanya Federal Cumhuriyeti adı altında tekrar birleşti. Bir süre sonra Berlin, Birleşik Almanya'nın başkenti oldu. 1991'de verilen kararla başkent Bonn'daki bakanlıkların, yasama ve yönetim birimlerinin büyük bir kısmının Berlin'e taşınması kararlaştırıldı. Hükûmet ve Federal Meclis 1 Eylül 1999 tarihinde Berlin'de işine başladı.

Gelelim gezilecek-görülecek yerlere;


Öncelikle Berlin'i hakkını vererek gezmek istiyorsanız 5-6 günden az zaman ayırmayın deriz. Gerçekten görecek çok yer, yapacak çok aktivite var bu şehirde.


Eğer Alexanderlatz merkezinde bir otelde kalıyorsanız (ki öyle tavsiye ederiz) şehrin tam merkezindesiniz demektir. Bizim otelimiz buraya çok yakın bir cadde olan Mollstrase üzerinde idi. Bu nedenle anlatmaya bu noktadan yani Alexanderplatz'dan başlayacağız.


Alexanderplatz ünlü televizyon kulesi "Fernsehturm" un olduğu meydan. Eski doğu Berlin'in merkezi olan bu meydandan birçok metro geçiyor. Bu meydan oldukça büyük bir alana yayılıyor. Meydanda dünya saatlerini gösteren bir “anıt-saat” mevcut, çok önemli bulmadık ve bizim çok ilgimizi çekmedi ama bu saat oldukça ünlü. Meydanın arka kısmındaki büyük boş alanda “Marx-Engels Forum” bulunuyor. 1986‘da açılan anıt doğuya karşı bağlılıklarını ortaya koyan sosyalizmin babaları “Marx ve Engel” e adanmıştır. Bu meydan kutlamalara, protestolara ve benzeri etkinliklere de ev sahipliği yapan bir alan. İçerisinden birçok tramvay hattınında geçtiği meydanda bazı zamanlarda (christmas market gibi) pazarlar kuruluyor. Meydana bakan birçok alışveriş merkezi bulunuyor. Almanlarda da bizdeki gibi büyük alış-veriş merkezleri çok moda. Hatta bizim AVM'lerin Alman ekolü olduğunu düşündürdü bize. Bunlardan Galleria ve Alexa hem bu meydanda bulunuyor hem de en önemlilerinden. Alexa AVM'nin içerisinde Tourist Information Bürosu da bulunuyor. Biraz önce bahsettiğimiz TV Kulesi "Fernsehturm" Berlin'in en önemli simgelerinden. Eskiden doğu Brlin tarafında bulunan kule; doğunun batıya bir gövde gösterisi niteliğindeymiş adeta. Bu Kule geceleri hoş bir şekilde aydınlatılıyor. Buraya yaklaşık 8 € karşılığı bir ücretle çıkabilir ve Berlin'in panoramik bir manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz. Gece ayrı, gündüz ayrı güzel manzaraya sahip kuleye çıkmak için havanın açık olduğu bir günü kollamanızda fayda var tabii ki.

Bu kuleden aşşağıya doğru yani nehire doğru yürürseniz karşınıza "Museumsinsel" yani Müze Adası çıkacaktır. Burada 5 önemli müze yan yana bulunmakta; Pergamonmuseum, Bode Museum, Alte National Galerie, Altes Museum ve Neues Museum. Bunlardan Neues Müzesi (Mısır Müzesi) hariç diğerlerine aynı kombine biletle gezmek mümkün. 14€ karşılığında kombine bilet alırsanız aynı gün içerisinde olmak kaydı ile bu 4 müzeyi gezebiliyorsunuz. Bu bileti adanın ortasındaki bilet ofisinden alabilirsiniz ancak orada oldukça uzun bir kuyruk oluyor. Size tavsiyemiz önce Altes Nationalgalerie'ye gidin oranın gişesinde de aynı bileti aynı fiyata hiç sıra beklemeden alabilir ve hem ticket office'de özellikle de Pergamon Museum sıra beklemek durumunda kalmazsınız.


Bu müzelerden en önemlisi ve en dolu olanı Mezapotamya  ve Anadolu kökenli eserlerin sergilendiği “Pergamonmuseum”. Bizim pek kendisini de değerini de bilmediğimiz, Bergamalıların Galatlıları yenmesinin anısına yapılan “Bergama Sunağı” 6 yıl içerisinde yüzlerce sandık içerisinde Almanyaya kaçırılmış ve burada kendi adına kurulan müzede tekrar bir araya getirilmiş. Müzede verilen türkçe audio sisteminde hediye olarak verildiği söyleniyor ama buna inanmak pek mümkün değil. Müzede görebileceğiniz hediye başka büyük eserlerin orjinali gibi taşındığını görebiliyorsunuz, Bergama Sunağında ise çok fazla kayıp parça bulunuyor. Bu kadar kayıp parça da bu taşınmanın sistemli ve izinli değil kaçırılma şeklinde olduğunu düşündürüyor. Bu müzede sadece Bergama Sunağı bulunmuyor. Başta Mezapotamya’dan Babil’in mavi tuğlalı ve bolca korkutucu hayvan figürlü devasa “İsthar Kapısı”, “Millet Kapısı”, Ürdün’den “Mshatta Sarayı” nın ön cephesinden bir kısım, Konya’dan bir Şelçuklu Camiisinin bir tam çini mihrabı gibi bu coğrafyadan çok önemli eserler bulunuyor. Bu eserlerden bazıları müzenin üst katındaki “İslami Eserler Müzesi” nde yer alıyor. Burası ayrı bir müze gibi değil de ayrı bir kolleksiyon olarak düşünülebilir. Bu müzeyi gezerken karışık duygular içerisinde olabiliyorsunuz. Bu eser Türkiye’den kaçırıldığı için çok öfkelenirken acaba Türkiye’de kalsa şu ana böyle sergilenirmiydi, sahip çıkabilirmiydik diye düşünmeden de edemiyorsunuz.  Müzede türkçe audio sistem olduğu için gezmek daha uzun zaman alıyor. Müze adasının tümü için e ğer fazla vaktiniz yoksa bu sadece bu müzeye ağırlık vermenizi tavsiye ederiz. Bu Müze Adası içerisinde yer alan diğer müzelerden; “Alte Nationalgalarie” etkileyici bir binaya ve klasik, romantik ve romantik dönemden çok önemli bir resim kolleksiyonuna sahip.


Alte Museum” ise Prusya Krallığının Kraliyet Ailesinin değerli eşyalarının sergilenmesine ağırlık vermiş bir müze.


Bode Museum” un eski adı Friedrich Museum’dur daha sonra müzenin kurulmasında çok emeği geçen Wilhelm von Bode’nin adı verilmiştir. Müze ağırlıklı olarak Bizans dönemi eserleri bulunmakta ama diğer müzelerden sonra biraz sönük kalıyor diyebiliriz.


Neues Museum (Mısır Müzesi) ise kolleksiyonunda Nefertiti Maskı bulunması açısından önem taşır.


Müzelerin olduğu bu adaya hemen girişte tam nehir kenarında büyük bir Katedral karşılar sizi. Berliner Dome adındaki bu Katedralin içine giriş ücretlidir. Eğer ibadet amaçlı giriyorsanız başka bir kapıdan ücretsiz girebilirseniz ama turist olarak görevlileri iknanız zor olabilir. Aksi halde giriş 7,5 eurodur. Birçok yerde olduğu gibi burada da Welcome Card’a indirim yapılır. Özellikle pazar geceleri “Brandenburger Tor”, “Adlon Hotel” gibi önemli yapılarla birlikte “Berliner Dome” da ses ve ışık gösterileri yapılır. Gezinizi bir pazar akşamına denk getirirseniz sizde bu görsel şöleni kaçırmamış olursunuz.

Berliner Dome’un tam karşısında (Spree Nehirin diğer tarafında) “DDR Museum” bulunur. Welcome Card’a indirim yapan (4.5 euro) DDR Museum’da Doğu Almanya zamanındaki Doğu Berlin’in günlük yaşamı konusunda oldukça fazla bilgi sahibi olursunuz.


Biz görmedik ama kısaca diğer müzelerden de bahsederek müze konusunu kapayalım; Dünyanın en büyük Dinazorunun bulunduğu “Museum für Naturkunde” Doğal Tarihi Müzesi çok zengin bir kolleksiyona sahiptir, “Jewish Museum” adı üstünde Yahudi Müzesi  çok değişik ve etkileyici bir mimariye sahiptir. Yahudi soykırımının detayları hakkında bilgi almak isterseniz bu müze tam size göre.


Müze kısmını bitirdiyseniz “Berliner Dome” un bulunduğu ana caddeden aşağıya doğru inerseniz yol sizi  “Unter den Linden” (Ihlamurlar Altında) caddesine götürür. Burası yol boyu ıhlamur ağaçlarının bulunduğu bir caddedir ve Berlin’in en önemli caddelerinin başında gelir. 2012 için baş kısmı restorasyonda olduğu için biraz sıkıntılıydı ama “Brandenburger Tor” a doğru olan ikinci kısımda bir problem yoktu. Burada Berlin’in kırmızı ışıklarının simgesi olan şapkalı adam  “Ampelman” ın her türlü ürününün satıldığı mağaza da bulunur. Ampelman şu anda aynı zamanda Berlin’in de simgelerindendir. Bu cadde yaklaşık 1 km uzunluğunda devam ediyor ve “Brandenburger Tor” ile sonlanıyor. Bu caddede güzel mağazalar, cafeler, restaurantlar yan yana sıralanıyor. Hitler döneminde gövde gösterilerinin yapıldığı, 30.000 kitabın yakıldığı cadde de burası. Tor’un hemen yanında ünlü Adlon Hotel yer alıyor. Pazar geceleri hem Adlon Hotel hem de “Brandenburger Tor” üzerinde projeksiyonlarla ışık gösterisi yapılıyor. 1791 yılında tamamlanmış “Brandenburger Tor” 60’lı yıllarda “Bölünmenin”, duvarın yıkılmasından sonra ise “Özgürlüğün” simgesi olmuş. Kapının üzerinde çok tanıdık bir simge olan Tanrı ve Kahramanların Arabası olarak bilinen “Quadriga” heykeli bulunuyor.  Berlindeki “Quadriga” Paris ve Venedikteki örneklerinden çok daha görkemlidir. 1806 yılında Fransız işgali esnasında Napolyon’un emri ile Paris’e götürülmüş ama 1814’de geri getirilmiş. Diğer ülkelerdeki “Quadriga” larda bulunmayan Prusya Kartalı ve defne dalları ile süslü “Asa” bu esnada eklenmiş. II. Dünya Davaşı sırasından kısmen zarar gören ve Doğu Berlin tarafında kalan heykelin demir haçı savaştan sonra Prusya militarizmini simgelediği gerekçesiyle Doğu Almanyanın Komünist Hükümeti tarafından sökülmüştür. Demir Haç, 1990 yılında Almanyanın birleşmesinin ardından yeniden yerine yerleştirilmiştir.

Bu Meydana geldiğinizde buraya yakın bölgede görmeniz gereken iki yer bulunuyor. Birincisi yaklaşık 300 m uzaklıktaki “Reichstag” yani Parlamento Binası II. Dünya Savaşı'nda harap olduktan sonra Soğuk Savaş döneminde Batı Berlin sınırları içinde kaldı.Paul Baumgarten adlı bir mimarın öncülüğünde 1960’lı yıllarda restorasyon çalışmalarının yapıldığı yapı Almanya 3 Ekim 1990’da birleşmesinin hemen ardından ilk sembolik meclis toplantısına sahiplik yaptı.20 Haziran 1991 tarihinde Berlin’in yeniden Almanya Cumhuriyeti’nin başkenti olmasıyla Reichstag da yeniden Almanya Federal Meclis binası oldu. Açılan mimarlık yarışmasını kazanan ünlü mimar Norman Foster’in öncülüğünde yeniden restore edilen bina Norman Foster'ın restorasyonu sırasında eklenen Cam Kubbe ile daha da ünlendi. Binanın üzerinde yer alan geniş bir cam bölüm olan “Cam Kubbe” Berlin’de birçok yerden görülebilmektedir. Cam Kubbe 360 derecelik bir bakış açısına sahiptir ve hemen aşağısında parlamento ana salonu ile irtibattadır yani Cam Kubbeden aşağıya baktığınızda direkt olarak Parlamento Toplantı Salonunu görürsünüz. Kubbe içerisindeki aynalarla topladığı gün ışığını doğrudan doğruya parlamento içerisine yansıtır. Hem gece hem gündüz ziyarete açık olan kubbe pek çok turistin ilgisini çekmektedir. Şehir gece çok iyi ışıklandırılmadığı için gece çok iyi bir görüş maalesef yo ama kubbe de gece çok iyi görünüyor, karar sizin. Ziyaret mümkün ve ücretsiz olmasına rağmen önceden internet kanalı ile randevu almanız gerekmektedir. Randevunuzu www.bundestag.de/htdocs_e/visits/kupp.html adresinden alabilirsiniz. Tripod ile fotoğraf çekmenin serbest olduğu Parlemento Binasında gezi esnasında ayrıntılı türkçe bilgi alabileceğiniz audio guide cihazı da verilmektedir.

Brandenburger Tor” a yakın olarak gezmeniz gereken diğer önemli yapı da “Holocaust  Mahnmal” (Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı) dır. ABD kökenli bir mimar olan Peter Eisenman ve Birleşik Krallık kökenli bir mühendislik firması olan Buro Happold tarafından tasarlanmış olan anıt mezara 19.000 metrekarelik bir alana yayılmış 2.711 adet beton bloklardan oluşmaktadır. Bu betonarme bloklara dik enine yükselen yekpare kütleler olmaları nedeniyle stel de denir.

Her biri 2.38 metre uzunluğunda, 0.95 metre genişliğinde ve 0.2 ile 4.8 metre arası değişen yüksekliğe sahip bu stel kütlelerin üzerinde Yahudi medeni kanunu, tören kuralları ve efsanelerini kapsayan dini metinlerden oluşan Talmud’un birer sayfası yer almaktadır. Anıt mezarın tasarımcısı Peter Eisenman’a göre bu tasarımın amacı oldukça rahatsız edici ve kafa karıştırıcı bir ortam yaratmaktadır; böylelikle bu tasarımlar sözde düzenli olan bir sistemin insanlıkla bağının kopmasını simgelemektedir.

1 Nisan 2003’te başlayan Katledilen Avrupalı Yahudiler Anıtı'nın inşaatı 15 Aralık 2004 tarihinde tamamlandı. İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 60. yılı olan 10 Mayıs 2005’te açılış töreni yapılan bu mekân halkın ziyaretine 12 Mayıs 2005’te açıldı. Tamamlandığı dönemde anıtın inşaatı yaklaşık 25 milyon euroya mal oldu.

Unter den Linden” yani Ihlamurlar Altında caddesinden gelip “Brandenburger Tor” la karşılaşıp yola düz devam ederseniz “Tiergarten” e girmiş olursunuz. Daha önceleri Brandenburg elektörleri için bir avlanma sahası olarak kullanılan Großer Tiergarten parkının günümüzdeki tasarımı 1830'larda peyzaj mimarı Peter Joseph Lenné tarafından yapılmıştır. 1944 sonrası parktaki ormanlık alanın çoğu yok edildi. Parktaki ağaçlar, çoğu yerle bir olan şehirde yakacak olarak kullanıldı. 1945'te Sovyetler Birliği, Brandenburg Kapısı yakınlarındaki Tiergarten'ın ana arterlerinden biri olan Straße des 17. Junicaddesi boyunca bir savaş anıtı yapmıştır.

Civardaki evler dışında semtte bir çok meclis binası ve hükümet kurumları bulunmaktadır. Bunların dışında Alman Başbakanı'nın köşkü, Bellevue Sarayı ve çan kulesi de Tiergarten parkı içinde yer almaktadır. Park; Prusya’nın 1864 Danimarka, 1866 Avusturya ve 1871 Fransa zaferlerinin anısını yaşatan Zafer Sütunu (Siegessäule), Bismarck Anıtı ve Prusyalı generallerin heykelleri gibi bir çok anıtı da barındırmaktadır. Bu heykellerin çoğu Naziler tarafından günümüzdeki yerlerine taşınmadan önce Reichstag binasına yüzleri dönük şekilde dikilmişti. Zafer Sütunundan başlayan ağaçlarla çevrili yaya yolu kenarında da 18. yüzyılda Prusyalı aristokratların avlanırken canlandırıldığı heykeller bulunmaktadır.

Brandenburg Kapısı ve Potsdamer Platz semtin batı ucunda, Doğu ve Batı Berlin arasındaki eski sınırda yer almaktadır. Buranın yakınlarında Berlin Filarmoni Orkestrasına ev sahipliği yapan Berliner Philharmonie binasından Neue Nationalgalerie müzesine uzanan Kulturforum yer almaktadır. Bunların arasında 1845 yılında inşa edilen neoklasik Saint Matthew Kilisesi, Gemäldegalerie müzesi ve Berlin Şehir Kütüphanesi (Staatsbibliothek) bulunmaktadır. Tiergartenstraße'deki Berliner Philharmonie yanındaki otobüs istasyonunun yerinde bulunan bir villa, Nazilerin T4 operasyonunda ötenazi için kullandıkları yerdi. Buraya günümüzde bir anıt yapılmıştır.

Batı yönünde Charlottenburg sınırındaki bölge ise Berlin Hayvanat Bahçesine (Zoologischer Garten)  ve Botanik Bahçesi’ne ev sahipliği yapmaktadır. 1996-2003 yılları arası ve 2006 yılında Zafer Sütunu ve Straße des 17. Juni'de Love parade ve 2 Temmuz 2005'te Alman Live 8 konseri düzenlenmiştir. 1987'den beri her yıl düzenlenen Berlin Maratonunun başlangıcı da buradan yapılmaktadır. 24 Temmuz 2008'de Barrack Obama, Zafer Sütunu önünde 200.000'in üzerinde insana seslenmiştir.

Biraz yukarıda bahsettiğimiz “”Holocaust Mahnmal” den biraz aşağı inerseniz “Postdamer Platz” ulaşırsınız. Burası şehrin gökdelenlerinin bulunduğu bölgedir. Özellikle geceleri muhteşem bir ışıklandırmaya sahip olan “Sony Center” burada bulunur.  “Sony Center” camdan dev bir kubbe ile örtülü bir atrium olarak tarif edilebilir. Sony’nin Avrupa merkezi de bu kompleksin yanında bulunuyor.

Gelelim Ünlü “Berlin Duvarı” na; Berlin’e gitmiş ya da gitmemiş herkes bu duvarın varlığını bir şekilde bilir. Duvarın neden ve nasıl yapıldığını yukarıda anlatmıştık, şimdi Berline gittiğinizde duvarın izlerini nasıl takip edeceksiniz ondan bahsedelim;

Duvarın bazı parçaları “Potzdamer Platz”, “Chechpoint Charlie Müzesi” gibi yerlerde segileniyor buralarda duvarın parçalarına rastlayabilirsiniz. Ancak eski şekli ile tek saklandığı yer; Mühlenstrasse boyunca (Ostbahnhof ile Oberbaumbrücke arasındaki kısım) duvarın 1.300 metrelik kısmı “East Side Gallery” adı ile korunuyor.  1990 yılında 118 sanatçının yaptığı resimlerle duvar bir açık hava müzesi haline getirilmiş. Burayı mutlaka görmelisiniz; Ostbahnhof’da inecek şekilde toplu ulaşımla buraya ulaşabilirsiniz.

Duvarın önemli diğer bir noktası “Check-Point Charlie” dir. Amerikan ve Sovyet sektörleri arasında kalan ve Amerikan kontrolündeki kısma geçişin yapıldığı yer hala sembolik olarak aynı şekilde korunmaktadır. Burada sizi kum torbaları, Sovyet ve Amerikan askerleri karşılar. Burada pasaportunuza turistik DDR ya da Checkpoint Charlie damgası vurdurabilirsiniz (10 euro). Burası geçiş noktası olduğu için burada bu noktayı geçmeye çalışan kişilerin çok trajik hikayeleri olmuş. Nasıl geçmeye çalıştıkları ve bu noktanın tarihi ile ilgili 50 m uzakta “Chackpoint Chalie Museum” bulunuyor. Bu müzeyi gezerek daha detaylı bilgi sahibi olabilir müzenin mağazasından orjinal Berlin Duvarı parçası alabilirsiniz. Berlin’in bazı yerlerinde olduğu gibi burada da hediyelik Rus dönemi askeri şapkaları, gaz maskeleri, rozetleri gibi hediyelik eşyaları bulabilirsiniz. Buraya yakın bir mesafede “Topographie des Terrors” adı verilen bir müze bulunuyor burada da Nazi döneminin baskıcı koşulları hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz.

Berlin’de Duvar’ın geçtiği yerlerin izi tamamen silinmemiş birçok yerde (örneğin Brandenburg Tor’un önünde) Duvarın’ın geçtiği yere farklı bir zemin taşı döşenmiş eğer dikkatli olursanız bu gibi örnekleri şehirde farklı yerlerde görebilirsiniz.

Eğer Berlin geziniz sırasında Türklerin ağırlıklı olarak yaşadığı yerleri görmek isterseniz gitmeniz gereken semt “Kreuzberg” dir. Kreuzberg büyük bir semt olduğu için bir turist olarak buranın da aktivasyon merkezi Oranienstrasse’dir. Toplu ulaşım araçları ile Kottbusser Tor istasyonuna ulaşırsanız burası gezinize başlamak için iyi bir nokta olacaktır. Özellikle Oranienstrasse çok bohem havaya sahip bir cadde. Çok sayıda bar, cafe ve restaurant bu caddede yan yana dizilidir. Burada neredeyse tüm dükkanlarda türkçe konuşabilirsiniz çünkü bizimkilere aittir. Simitçiden, çekirdek-çay dükkanına kadar değişik alternatifler olduğu gibi Hasır Ocakbaşı, Hasır Restaurant, Konyalı Lokantası gibi güzel yemek yiyebileceğiniz yerler de bulunuyor. Kokular ve yemeklerin görünümü o kadar güzeldi ki tok olduğumuz için yemek yiyemedik ama aklımız kaldı. Biz birşeyler içmek için tesadüfen türk tarafından işletilmeyen bir bar bulduk. Güzel biraların yanına çerez vs birşey isteyince “bizde yok istersen bakkaldan al” dedi garson, bizde bir türk bakkalından alıp bara gelip biramıza devam ettik. Burası biraz değişik biryer yani.

Nehir Gezisi

Ulaşım


Berlin'e havayolu ile gelince 2 büyük havalimanından birine ineceksiniz; Tegel bunlardan THY'nın indiği havalimanı (Lufthansa da buraya iniyor). Bir de Schönefld havalimanı var. Şehirin içinde sayılabilir denecek kadar yakın. Eğer şehire taksi ile gitmek isterseniz şehrin tam kalbi sayılabilecek Alexanderplatz'a 20 euroya gidebilirsiniz. Tüm taksilerde taksimetre vardır ve mutlaka çalıştırırlar. Otobüsle gitmek isterseniz TXL adı verilen otobüslerle Alexanderplatz'a ulaşabilirsiniz. Diğer havalimanı olan Schönfeld'den ise SFX adındaki otobüsler aynı servisi veriyor. İki otobüs de saat 23:00'e kadar çalışır ve ücreti 2,5 euro civarındadır. Berlin'de çok geniş bir metro ağı bulunduğu için otelinizin konumuna göre uygun bir metro durağında inip otelinize yakın bir bölgeye ulaşabilirsiniz. Ancak birkaç kişi iseniz bu dediklerimiz taksi ile aynı fiyatı bulacaktır bavullarla bu işi yapmak çok doğru bir seçim olmayabilir.


Berlin tüm avrupada gördüğümüz en düzenli ulaşım sistemine sahip diyebiliriz. Batı Almanya tarafından yapılan U Bahn ile Doğu Almanya tarafından yapılan S Bahn'ın Berlin'de kapsamadığı yer yok diyebiliriz. Buna ilaveten metro koridorları çok geniş ve çok temiz, yönlendirmeler ve açıklamalar kusursuz.  12 U Bahn ve 9 S Bahn hattı bulunuyor. Buna ilaveten çok sayıda tramvay ve otobüs hattı da bulunuyor. Hem tramvayda hem de otobüslerde duraklardaki dijital levhalarda aracın kaç dakika içinde geleceği yazıyor ve bu rakamlar pek sapmıyor. Biletinizi tramvayın içinden alabilirsiniz ya da U ve S Bahn istasyonlarından temn edebilirsiniz. Eğer isterseniz 1,3 ve 5 günlük "Welcome Card" adı verilen kartlardan alabilirsiniz. Bunların da A,B ve A,B,C bölgelerinde geçen  2 tipi mevcut; eğer havaalanları ve/veya  Potsdam'a gidecekseniz A,B,C aksi halde A,B tipini alın. Bu kartı aldığınız zaman U,S  metroları, tramvay ve otobüslere sınırsız binebiliyorsunuz. Hem ekonomik hem de hızlı oluyor mutlaka almanızı tavsiye ederiz. Ulaşım isitemini biletsiz kullanmanın cezası 600 €'dur. Burada dikkat etmeniz gereken kartı aldıktan sonra ilk defa kullanırken tramvayda aracın içinde metroda ise istasyonda yer alan makinalara kartınızı bastırmanız gerektiğidir. Bu sayede kartınızın üzerine tarih basılır ve ne zamana kadar geçerli olduğu belli olur. Basılmamış kart ile kartsız olmak aynı cezaya tabiidir.


Çok sayıda "Hop On Hop Off" Sightseeing firması bulunduğu gibi 100 ve 200 numaralı otobüsler de adeta bir Sightseeing güzergahında hareket eder.


Alışveriş

Kleiststrasse” üzerindeki “KaDeWe” şehrin hatta Avrupanın en büyük mağazası olarak geçiyor ve Berlin’e gelip buraya uğramamak olmuyor. Burası AVM değil, çok katlı tek bir mağaza, biz buradan alışveriş etmedik ama en üst katındaki restaurant kaçırılmamalı. Hem yemekleri hem tatlıları çok çok güzel. Daha önce değindiğimiz gibi Alexanderplatz’daki “Alexa” ve “Galleria Kaufhof” en popüler alışveriş merkezlerinden, buralar ise AVM yani birçok ayrı mağaza bulunuyor. Berlin’in önemli alışveriş caddeleri olan “Kurfürstendamm” (Ku’damm), “Schloss Strase”a mutlaka uğramalısınız.  Ayrıca Berlin’de birçok yerde şubeleri olan elektronik mağazaları; “Saturn” ve “Media Markt” da ilginizi çekebilir.

Almanya’da “Tax-free” uygulamasından faydalanabilir yani ödediğiniz ücretin bir kısmını havalimanında geri alabilirsiniz. Bunun için sabit bir yüzde yok. Alacağınız iade; malın sınıfına ve rakama göre değişiyor ama yaklaşık % 10 civarında. Bu uygulamadan yararlanabilmek için mağazada “Tax-free” uygulaması bulunması ve sizinde mağazadan alışveriş sonrası onaylayıp size verecekleri “tax-free” formunu almanız gerekiyor. Havalimanında iade alırken aldığınız ürünü görmek isteyebilirler bu nedenle bavulunuzda olmasın.

Yemek

Moredo; Şehrin birkaç yerinde şubesi bulunan bir Arjantin et rastaurantıdır. Biz Unter den Linden’deki şubesinde yedik oldukça başarılı idi.

KaDeWe; Bu alış veriş merkezinin üst katında “Buffet” isimli bir Self servis restaurant var. Fiyatlar makul ve çok lezzetli, özellikle etler ve tatlılar tavsiye edilir.

Einstein Cafe; Unter den Linden ve Friedrichstrase üzerinde şubeleri olan gerçekten Einstein’ın kahvesini içitiği mekan.

Lutter Wegner; Av etleri ve şinitzeli tavsiye edilir.

Hasır Restaurant; Canınız türk yemeği çekerse Kreutzwald’deki bu restaurantı seçmeniz lazım.

Kırmızı çizgiler Berlin Duvarının geçtiği yerleri gösterir


ülke bilgileri, Potsdam, Dresden                                                                                                ANASAYFA