Delhi

 
 

Delhi'ye Goa'dan 2.5 saatlik bir uçuşla Indigo Airlines ile geliyoruz. Havaalanında iner inmez bizi tabii ki yine bir taksi karmaşası bekliyor. Adresi verdiğimiz taksicinin okuması dahi yok ama polise sorup otelin yaklaşık nerede olduğunu öğreniyor, yaklaştıktan sonrası "yol sormalara" kalmış durumda. Esasen bu keşmekeşten kurtulmanın yolu bir seyahat firması ile anlaşarak tek bir minibüs kullanmak. Bu yolu iki nedenden seçmiyoruz; birincisi mesafe çok fazla olduğu için her şehirde ayrı bir minibüs lazım, ikincisi de bu şekilde Hindistan'ın içine tam girmek onlar gibi yaşamak mümkün olmaz :) Biz gezgin olduğumuz için her şehirde lokal ulaşım neyse onu kullanmaya devam ediyoruz. Delhi'deki ulaşımızı da bisiklet rikşa, taksi ve metro ile sağlıyoruz. Otelimiz merkezi bir bölge olan Karol Bagh bölgesinde. Burası çok hırpani bir semt ama hem merkezi hem de otellerin bulunduğu bir semt. Hırpani görünüme rağmen genelde oteller binaları almışlar ve gayet güzel restore etmişler. Bizim otelimiz de böyle bir otel olan "New Castle" oteldi. Odalar gayet güzel döşenmiş ve internet free, ayrıca kahvaltı veriyor. Otelin bir artısı da semt ile aynı isimdeki Karol Bagh istasyonuna çok yakın olması. Delhide iyi sayılabilecek bir metro ağı var ve birçok yere metro ile gitmek mümkün.

Otelimizden çıkıyoruz ve metro ile 3 durak uzaklıktaki ilk görmemiz gereken yer olan "Red Fort" a gidiyoruz. Şah Cihan'ın yapımına başlattığı ancak Tac Mahal'e tüm parayı harcadığı için bitiremediği Red Fort çöllerdeki kumların sıcaktan eriyip taşlaşması ile oluşan kum taşından yapılmış bir kale. Taşın doğal rengi nedeni ile rengi kırmızı ve ismini de buradan alıyor; Red Fort (Lal Qila) Kale şu anda herhangi bir amaçla kullanılmıyor sadece müze özelliği taşıyor. Girişi 250 Rs olan kaleyi mutlaka gezmenizi öneririz. Biraz yıpranmış ve restore edilmemiş olsa da yine de Buradan çıkıp bir sonraki durağımıza giderken Delhi'nin "Slum" ına yani varoşlarına giriyoruz. "Hint fakiri" kelimesinin neden türediğini artık daha iyi anlıyoruz. Tümü sefalet içerisinde olan ülkenin daha da sefil yerleri varmış demek ki diyoruz içimizden. Buradan çıkışta eski delhide çok etkileyici ve bir o kadar   üzücü   bir  uygulamaya  tanık   oluyoruz;   Eski

Delhi'nin en fakir kısımlarında yer alan lokantaların önünde daima inanılmaz derecede fakir insanlar yerlerde oturarak bekliyor. Lokantada yemek yiyen kişi isterse dışarıdan birkaç kişiye de yemek verilmesi için fazla para veriyor. İşletmeci verilen para kadar kişiyi dışarıdan alıyor eline yemeğini veriyor ve gönderiyor. Bir kişinin yemek yemesi için vermeniz gereken rakam 12 Rs (100 Rs = 3.5 ¨) Bu rakam çok çok düşük bir rakam olduğu ve dışardakilerin fakirliğine dayanamadığımız için kaç tane lokantanın önünde kaç kişi bekliyorsa hepsine yemek verilmesini sağladık. Bu bizi bir derece olsun rahatlattı ama biliyoruz ki; bir sonraki öğün yine  aynı dram yaşanacak aynı yerlerde. Buradan oldukça buruk bir şekilde ayrılıyoruz ve bir sonraki durağımız yakın olmasına rağmen çok fazla zamanımız olmadığı için bisiklet rikşa ile buraya gitmeye karar veriyoruz. Göreceğimiz yer; Cuma Camii. Red Fort'u Şah Cihan başlamış ve oğlu Cihangir bitirmiş. Şah Cihan  ve Cihangir cuma namazlarını burada kıldıkları için bu isim verilmiş diğer bir adı da Jama Mescit. Buraya giriş müslüman da olsanız maalesef para ile. Tüm dünyada camilere giriş serbesttir çok nadir olarak gayri müslimlerden para alındığını gördük ancak müslümanı da para ile sokan ilk örnek burası herhalde. Parasından değil ama camiiye giriş ücreti vermek kanımıza dokunduğu için biraz tartışma çıktı ve sonunda fotoğraf makinalarımız alınarak camiiye ücretsiz girmemize izin verildi.

Camii oldukça büyük bir iç mekana ve yine çok büyük bir avluya sahip. Avlusu dahil ayakkabı ile girilmediği için dışarıda ayakkabılarınıza bekçilik yapacak kişilere bahşiş karşılığında bırakabiliyorsunuz. Hindistan'da bu camiide ve bir çok tapınakta şöyle bir sorun var; ayakkabı ile girmenize izin verilmiyor ama içerisi en az dışarısı kadar pis oluyor. Yani çıplak ayakla ya da çorapla gezmek çok kötü bir fikir. Size ya yanınızda galoş götürmenizi (ayakkabı üzerine değil ama çorap ya da çıplak ayak üzerine giymenize izin veriliyor) ya da uçakta Hindistan'a gelirken size verilen uçak içi çorabını bu iş için çantanızda devamlı bulundurmanız.


Yakın bir bölgede bulunan India Gate'e yürüyerek geçebilirsiniz. Bir tür zafer takı olan India Gate'in üzerinde çeşitli savaşlarda ölen askerlerin isimleri buluınuyor; buna Çanakkale Savaşında ölen İngiliz Ordusu içerisindeki Hint askerleri de dahil.


Yine önemli bir durak ikinci Moğol Hükümdarı Humayun'un kabir anıtı. Mimarisi Tac Mahal'e benzeyen ve İranlı bir mimar tarafından yapılan Humayun Mozolesi için "Tac Mahal'in habercisi" yakıştırması yapılıyor. Nitekim gerçekten daha sonra da Tac Mahal yaptırılmış. Önünde güzel bir bahçesi ve havuzu olan bu yapı da Red Fort gibi kum taşından yapılmış. Mozole zamane İsmailiye mezhebi lideri Kerim Ağa Han tarafından restore edilmiş.  Kendisinin kabri dışında eşi Hamide Banu Begüm ve oğlu Dara Şikuh'un mezarlarıda bu yapı içerisinde bulunuyor. Oğlu Dara Şikuh Hint Yoga kitaplarını arapçaya tercüme etmesi ile tarihte önemli bir yeri var. Bu şekilde Yoga batıya açılmış.


1953 yılında arsası belirlenerek yapımına karar verilen ancak 1986 yılında yaımı bitel "Lotus Temple" ise Delhi'nin kısa sürede simgesi olmuş bir yapı. Yanındaki information center'da Bahailik dininin kurucusu ve lideri Hz. Bahaullah'ın anlatıldığı tapınak mimari stili ile çok etkileyici. Kökü çamurda olmasına rağmen yükselerek güzel bir görünüm veren Lotus çiçeği insanın ruhsal gelişimini simgeliyor. Çamur; dünya işlerini, Lotus ise insanın ruhani yönünü simgeliyor. Bu tapınak da Lotus şeklinde yapılmış ve etrafındaki 9 havuzla birlikte çok etkileyici bir mimariye kavuşmuş. Lotus sadece Bahailik dininde değil Hinduizm'de de çok önemli bir yer tutuyor. Hindlilerin alnındaki kırmızı nokta da Lotus çiçeğini simgeler. Tanrıça Sita Seylan adasında Kuzey Hindistan'a geçerken Garula isimli kuşun kanadında uçarken Sita'nın elinden Lotus çiçekleri ilk olarak Varanasi'ye olmak üzere bazı yerlere düşer ve buralar kutsal yerler sayılır.


Yarın benim için en önemli şehir olan Varanasi'de olacağız. Bu amaçla gezimizin Delhi ayağını bitiriyor ve Varanasi'ye ulaşmak için tren istasyonuna gidiyoruz.