Provence / Cote d ‘Azur

 


Paris, Marsilya, Aix en Provence, St.Remy Provence, Avignon, Pont du Gard, Les Baux de Provence,

Bonnieux, Lacoste, Menerbes, Fontaine de Vaucluse, Gordes, Cassis, Calanques, Nice, Cannes,

St. Paul de Vence, Vence, Grasse, Monaco, Eze, Menton, VllaFranche Sur Mer, St.Jean Cap Ferrat,

Monte Carlo, St.Tropez, Port Grimaud                                                                                                                     Anasayfa

Provence ve Cote d’Azur


Provence-Cote d'Azur gezimiz için Nice'e oranla daha makul fiyatlı olduğu için Marsilya havalimanını seçtik. Bu gezimiz esnasında gezilecek çok fazla nokta olduğu için 2 ana nokta belirleyip buralarda konaklayıp her yere buralardan gün içerisinde gidip geri konakladığımız noktaya dönmek şeklinde bir planlama yaptık. Aksi halde o kadar çok görülmesi gereken yer var ki devamlı bavul toplamamız gerekecekti.


Provence bölgesindeki konaklama merkezimiz Aix en Provence idi. Burası bu bölgenin en popüler yerlerinden birisi. Çeşmeler Şehri ya da Cezanne'ın şehri olarak da anılıyor. Cote d'Azur kısmı içinse Nice'i merkez olarak seçtik.


1.gün


Marsilya havalimanına inince ilk iş internetten rezervasyon yaptığımız aracımızı almak oldu. Bu bölge için araç kiralamak çok önemli çünkü çok fazla noktayı görmeniz gerekiyor ve bunu toplu ulaşım araçları ile yapmak sizi biraz yorabilir, tabii ki vakit kaybı da olacaktır. Eğer araç kiralama imkanınız varsa bunu şiddetle tavsiye ederiz.


İlk gün aracımızı aldıktan sonra Aix'deki (Aix en Provence'in sadece Aix kısmını, onuda "iks" şeklinde okuyorlar yolda tabelalarda ise Aix en Pce olarak yazılıyor) evimize gittik. Airbnb sistemi ile ev kiraladığımız için geç saatlerde eve giriş yapmanın zorluğu nedeni ile önce eve girip sonra Marsilya'ya dönme kararı aldık. Aix ile Marsilyanın arası sadece 20 dk. Bu şekilde evin anahtarını alıp park yerini vs öğrendiğimiz için gece geç saate kadar Marsilya'da kalabildik. Marsilya (Marseille yazılır Marsel okunur) Fransa'nın 2. büyük şehri ancak turistik açıdan o kadar büyük bir yer değil. 16 değişik bölgeye ayrılan Marsilya'nın turistleri ilgilendiren yapıları Le panier ve Vieux Port adı verilen bölgelerde toplanır. Ana merkez eski liman bölgesi (Vieux Port) olarak söylenebilir.

copy + paste için izin yok kanunlar da bizden yana :) ama tüm bilgileri indirebilir ve print edebilirsiniz:) en üstteki pdf logosuna tıklayın

26'dan fazla ülkeye ait teknelerin bağlı bulunduğu liman tam bir görsel show sunuyor. Limandan denize açılmak isterseniz bunun en ucuz yolu bedava olan "Cross Port Ferry"ye binmektir. Bu şekilde kısa bir deneyim yaşayabilirsiniz. Limanın kısa kenarında yer alıyor şeklinde tarif edebileceğimiz "Fish Market" görülmesi tavsiye edilen bir balık pazarı.  Başınız kaldırıp yukarılara doğru bakarsanız Marsilya'da neredeyse her yerden görülen "Basilica Notre Dame de la Garde" yi görürsünüz. Tüm Marsilya'ya hakim Marsilya'nın en yüksek tepesi olan La Garde'ye kurulu olan bu Bazilika adeta her an Marsilya'yı koruyor gibidir. 162 m yükseklikteki 1853-64 yılları arasında yapılan bu Bazilika'ya mutlaka çıkmalısınız çünkü buradan Marsilya'nın 360 derecelik manzarası gerçekten çok güzeldir.  Kilisenin zirvesinde 9,7 m uzunluğunda varak bir Bakire Meryem heykeli bulunur. Buraya aracınızla, 1 km'lik yokuşu yürüyerek, turist treni olan petit train ile ya da 60 nolu otobüs ile ulaşabilirsiniz.


Diğer önemli bir nokta "Le Panier" adı verilen eski şehir merkezidir. Burası limanın Bazilika'nın karşı tarafındaki kıyısının biraz iç kısmıdır. Burayı gösteren tabelalara rastlarsınız zaten. Burası artistik evleri, pazarları ile çekim merkezidir. Eskiden pazar yeri olarak hayatına başlayan semtin adı zaten "sepet" anlamına gelmektedir.

Marsilya'da eski limanda yer alan Hotel de Ville'in çok yakınıdan Petit Train adı verilen bir turistik tren kalkıyor. Trenin 2 ayrı rotası var; 1 rota yaklaşık 1 saat 15 dakikada Marsilya'nın Bazilika'nın olduğu kısmını gezdiriyor. Bazilika'da 20 dakika dolaşmanız ve fotoğraf çekmeniz için mola veren bu trenin bu gezisi için 8 euro, Le Panier ağırlıklı ve 1 saat süren 2. rotası için 7 euro ödemeniz gerekiyor. Son trenler saat 17:00'de kalkıyor ona göre zamanınızı ayarlamalısınız. Eğer siz de bizim gibi Marsilya'ya çok fazla zaman ayırmadıysanız bu trenin rotalarını tavsiye ederiz. Çok kısa bir süre içerisinde başlıca kısımları ile Marsilya'yı görmüş oluyorsunuz. Biletinizi atmayın çünkü Bazilika'daki moladan sonra dönüşte tekrar görmek istiyorlar.


Liman etrafında çok sayıda restaurant ve cafe mevcut burada birşeyler yiyebilir ya da birşeyler içerken güzel liman manzarasını seyrederek dinlenebilirsiniz.


Marsilya pazarları ile de önemlidir: Cours julien'de; çarşamba ve cumartesi çiçek pazarı, cumartesi antik kitaplar pazarı (bir kısmında), pazar günleri pul pazarı kurulur.


Rehber kitapları okuduğunuzda Marsilya hakkında görülecek daha başka birçok yer ve müze sayar ama biz kendi yaşamadığımız şeyleri yazmadığımız için Marsilya hakkındaki notlarımız bu kadar. Ancak bu kadarını yaptığınızda bile Marsilya'yı epey bitirmiş oluyorsunuz diyebiliriz.


2.gün


Bir gün sonramızı Provence bölgesinin önemli şehirleri olan Les Baux de Provence, St. Remy Provence ve Avignon'a ayırdık. Son aktivitemiz ise hepsi bittikten sonra dinlenmek için Pont du Gard'a gitmek ve tarihi Su Kemerini izlerken nehire girmek olacak.


İlk durağımız; Les Baux de Provence; Bu güzel ve ufacık şehir Aix'e 70 km-1 saat uzaklıkta. Burada bir parantez açıp Fransadaki trafik sistemi ile ilgili bir detay vermek istiyoruz. Şehir içinde ve dışında çok gerekli değilse kavşaklarda ışık olmuyor. Döner ada şeklideki kavşaklara yaklaştığınızda eğer adada sizin gördüğünüz bir araç varsa mutlaka ama mutlaka onu veya onları beklemeniz sonra kavşak boşalınca yolunuza devam etmeniz gerekiyor.

Bu kurala o kadar sıkı bağlılar ki sizin durmayacağınızı dahi düşünmezler haberiniz olsun. Gelelim şehire; Şehir bir tepeye kurulu ve araç içeri giremiyor. Dışarıda çok sayıda ücretli otopark yeri var. Buralara aracınızı koyup, parkmetreye parayı atıp park fişini de aracın göğsüne içeriye koyduysanız artık şehre girebilirsiniz. Yine bir ara bilgi; hiçbir yerde park için bir görevli olmaz. Herşey makinalarla yapılır. Makinadan bileti alır, makinaya ödersiniz. Bunun için her zaman yanınızda bozuk para bulundurun. Kaldırım kenarlarının da çoğu ücretlidir ve yanında "payant" yazar. Bu; buraya park edebilirsiniz ancak parkmetreye kalacağınız süreye göre para atıp fişini aracın göğsüne koymanız gerekir demektir. Tabii ki taksilere, engellilere ayrılmış yerlere, yangın musluklarının yanına, otobüs durağına da park edilmez. Taksi duraklarında yerde taxis yazar. Otobüs duraklarında yerde zikzak şeklinde çizgiler vardır, engellilere ayrılan yerler ya mavi boyalıdır ya da mavi çizgi vardır. Bunun dışında herhangi bir nedenle (kavşağa yakınlık vs) park yasak olan yerler de çarpı işareti ile işaretlidir. Neyse yine şehire dönelim :) Hemen girişte Turist Information var buradan Baux'un ve Provence bölgesinin ücretsiz haritalarını alabilirsiniz. En önemli yapı Chateau des Baux; eğer bu kaleye çıkarsanız devasa silahları görebilirsiniz. Ayrıca güzel de bir manzara sunar size. Görevlilerin de söylediği gibi 1 ücretli 1 ücretsiz müzenin olduğu Baux'un ara sokakları o kadar güzel mağazalarla dolu ki biz müzeler ile hiç ilgilenmedik bu defa :) Şehir adeta kurulduğu ortaçağda kalmış gibi.

Buna bir sürü cafe, mağaza ve restaurant eklenmiş ama o kadar estetikler ki yapıyı bozmak bir yana ayrı bir güzellik katmışlar. Burada yaklaşık 1 saat kalıp adım adım şehiri gezdik. Zaten çok çok küçük bir yer olduğu için bu civarda bir süre yetecektir. Buradan sonra ikinci durağımız yaklaşık 5 dk mesafede olan Saint Remy de Provence oldu. Burası da ayrı bir güzel şehir. Yine ara sokaklara dalarak kaybolmanızı tavsiye ediyoruz çünkü her köşede sizi ayrı bir güzel sürpriz bekliyor diyebiliriz. Buranın da eski şehir meydanın da güzel vakit geçirip Atlıkarınca'nında olduğu meydandaki Salon the tea'da güzel yemeklerden yedikten sonra buradan da ayrılıyoruz. Yine bir ara bilgi; bu bölgedeki tüm şehirlerde şehrin tam merkezinde atlıkarınca olur, eğer biryerde atlıkarınca varsa bilin ki orası şehrin merkezidir. St. Remy de Provence'in görülmesi tavsiye edilen; bir Roma Arkeolojik alanı bir de St. Paul de Mousele Manasırı bulunuyor. Sonraki durağımız Provence bölgesinin belki de en önemli şehri olan Avignon. Avignon çok önemli bir şehir çünkü çok sayıda Papa'ya ev sahipliği yapmış olan saray "Palais des Papes" burada bulunuyor. Şehrin tam merkezindeki bu devasa yapıyı mutlaka gezmenizi öneririz. Giriş bileti 11 euro, eğer Avignon'un ünlü karşıya ulaşmayan köprüsü Pont St. Benezet'i de gezecekseniz 13,5 euroluk kombine bileti alabilirsiniz. Biz köprüyü dışarıdan görme kararı alıp Sarayı gezdik. Palace Papes adındaki meydanı ve buna bağlı ana-ara caddeleri kaçırmayın sakın.


Son durağımız Avrupa'nın en büyük su kemeri olan Pont du Gard. Bunun için yine yollara dökülüyoruz yolumuz yaklaşık 40 dk. Buraya gelirken eğer navigasyon kullanırsanız cihazınız sizi muhtemelen Pont du Gard kasabasına götürür. Biz nasıl bir kasabadır? diye merak etttik oraya da gittik; bir aracın dahi zor yol aldığı daracık yollara sahip küçük mü küçük bir kasaba, bir o kadar da yavaş ve huzurlu tabii ki. Neyse sizin amacınız eğer Su Kemeri ise bölgeye geldikten sonra Pont du Gard "Rive Gauche" yani Sol Yaka'yı takip edin. Pont du Gard'a sol taraftan girip kemeri geçerek sağ tarafa geçmeniz gerekiyor. Sol taraftan su kenarına iniş çok kısıtlı. Üst üste 3 kat şeklinde oluşan kemerin alt kemer yolu her zaman yürüme için ulaşıma açık. Üst kemer ise haziran ortası ile eylül ortası arasında rezervasyonla ve rehberli gezilere açık.  Artık günün sonuna yaklaşıyoruz saat 17:00 oldu ama bu güzel Su Kemeri'nin görüntüsü ve sunduğu yüzme imkanı tüm yorgunluğumuz aldı. 50 m yükseklikteki bu Roma anıtı aynı zamanda Dünyadaki en yüksek Roma yapısı ünvanına sahip. Bu kemer sayesinde su 50 km boyunca Uzes'den Nimes'e kadar taşınıyormuş.

Toplam 35 kemerin, 3 kat üst üste binmesi  ile oluşmuş bu eşsiz yapıdan günde 20.000 metreküp su taşınmaktaymış. 275 m uzunluğundaki bu eserin altında yaklaşık 2 saat güneşlendik, nehire girdik ve günün yorgunluğunu çıkardık. Artık Aix'e dönüş zamanı çünkü evimize yaklaşık 1 saat 40 dk uzaklıktayız.


Aix'i gezmeyi esasında ertesi güne bıraktık ama en azından merkez cadde olan Cours Mirabeau'da bir Cafe'de birşeyler içip günü sonlandıralım dedik ve navigasyonu buraya çevirdik. Cafe Nino'da birşeyler içip evimize geçiyoruz.


Ertesi günün planı Aix' keşif.....


3.gün


Evet bugün sabah evde yaptığımız sıkı bir kahvaltıdan sonra Aix yollarındayız.. Aix'i gezmek oldukça kolay; ana cadde olan Cours Mirabeau, bu caddenin üstünde kalan Veil Aix bölgesi ve yine bu caddenin altında kalan Quertier Mazarin'den ibaret diyebiliriz. Biz tabii ki önce ana cadde olan Cours Mirabeau ile başladık; bu caddenin en başında Fonteine de la Rotonde adındaki büyük çeşme yer alıyor.

Aix'in tümünde yanılmıyorsak 200 irili ufaklı çeşme var; buraya çeşmeler şehri ya da Cezanne'ın şehri diyorlar zaten. Cours Mirabeau'da ilerlerken 3 çeşme daha göreceksiniz. Bu çeşmeler daha ufak ve Rotonde kadar önemli olmadıkları için isimlerini tek tek yazmıyoruz ama zaten turist information'dan alabileceğiniz haritalarda bu çeşmeleri de adı yazıyor. Yine Mirabeau üzerinde çok sayıda cafe bulunuyor. Bunlardan Les Deux Garçons ünlü ressam Cezanne ve Emile Zola'nında müdavimi olduğu cafedir. Biz de adetten olduğu için burada birşeyler içip yola devam ediyoruz. Mirabeau'nun alt kesimine Quarter Mazarin deniyor. Aix'in birçok güzel yüksek tavanlı evi bu bölgede bulunuyor. Place des Quatre Dauphins'de adından da anlaşılacağı gibi yunuslu güzel bir havuz bulunuyor. Buraya çok yakın bir mesafede Musee Granet bulunuyor. Aralarında Van Gogh, Cezanne gibi birçok önemli ismin tablolarının bulunduğu bu müzeyi kaçırmamalısınız. Ancak pazartesi günleri kapalı olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu müzenin önündeki kaldırımlara bakarsanız yerde periyodik aralıklarla yuvarlak pirinçten yapılmış ve üzerinde Cezanne yazan plakalar görürsünüz. Bunlar Cezanne'ın şehirdeki izlerini takip edeceğiniz yürüme rotasını belirlemek için döşenmiştir. Eğer ilginizi çekiyorsa bir tam gününüzü Cezanne'ın peşinde geçirebilirsiniz. Sadece Cezanne'ın Atolyesi daha uzak bir bölgededir. Burayı ziyaret ederseniz Cezanne'ın tablolarını yaptığı ortamı yaşayabilirsiniz.


Bu kısım bittiyse artık Mirabeau'nun diğer tarafına Veil Aix'e geçebilirsiniz. Burayı tarihi kısım olarak adlandırabiliriz. Burada anlatacak birşey yok ama yaşanacak ve görülecek çok şey var çünkü burayı ara sokaklara girip çıkarak yavaş yavaş gezmelisiniz.


Cours Mirebeau üzerinde 2 önemli otel vardır; ilki Hotel d'Espargnet'dir ve şu anda Üniversitenin ekonomi bölümünün binası olarak kullanılmaktadır. Diğeri ise Hotel de Castillon'dur ki bu da bir galeriye (Galerie d'Art du Conseil General des Bouches du Rhone) ev sahipliği yapmaktadır.


Turist information'dan size verilen broşürlerde görülecek daha fazla yerler de olduğunu görebilirsiniz. Ancak biz bu öğleden sonrası için farklı bir program yaptığımız için bu geziyi yaklaşık saat 13:00 gibi sonlandırdık.



Öğlenden sonra Luberon bölgesindeki kasabaları gezmeyi planladık ve ilk durağımız Bonnieux oldu. Biz orta çağ kasabası görünümündeki yerleri çok sevdiğimiz için burası tam aradığımız yerdi diyebiliriz. Taştan dik bir yamaca kurulmuş evler, az sayıda butik ve çok şık dükkanlar, cafeleri ile cennet gibi kasaba Bonnieux. Aracımızı park ettikten sonra şehri adım adım dolaştık. Panoramik bir manzaranın olduğu merdivenler çıkılan  bir teras var oraya çıkarsanız hem kiliseyi hemde Luberon Vadisinin güzel manzarasını izleyebilirsiniz. Yemek yemek ya da birşeyler içmek isterseniz güzel mekanlar var; biz St. Andrea Cafe'yi tercih ettik ve memnun kaldık.


İkinci durağımız Lacoste oldu. Lacoste'un bildiğiniz marka ile bir bağlantısı yoktur ama moda dünyasından da çok uzak değildir. Çünkü en önemli yapı olan Chateuau de Lacoste'u 2001 yılında modacı Pierre Cardin satın almıştır. Yapı normal ziyarete kapalıdır. Bu kasabada diğer kasaba gibi dik bir yamaca kurulmuş bir kasaba ancak Bonnieux gibi çok fazla gezilecek bir yer yok.


Sonraki durağımız ise Menerbes idi. Menerbes'de Bonnieux gibi çok estetik ve görülmesi gereken bir kasaba. Bonnieux için yaptığımız tariflerin aynısını bu kasaba için de yapmamız yerinde olur.



Bir sonraki durağımız için planımız yoktu. Planladığımız 3 kasaba tahminimizden erken bitip zamanımız kalınca turist information'dan bize bir kasaba tavsiye etmesini istedik. Görevli bayanın tavsiyesi; Fontaine de Vaucluse oldu. Görevli bize bu kasabadan nehir geçtiğini bu nedenle burayı da beğeneceğimizi söyledi ve yanılmadı. Bu kasaba da gerçekten tam ortasından geçen nehir nedeni ile diğer kasabalardan farklı bir havaya sahip. Burada nehir kenarında yemeğimizi yedik ve biraz alışverişten sonra Aix için dönüş yoluna koyulduk. Ancak yolda Gordes'e sadece 13 km uzaklıkta olduğumuzu görünce; neden olmasın? dedik  ve Gordes yoluna saptık. İyi ki iç sesimize kulak vermişiz çünkü Gordes'de belki de dışarıdan görülen en güzel kasaba manzarası ile karşılaştık. Burayı da arşınlayıp Ankaralı Gezginlerin kartpostal kolleksiyonu için posta kartımızı aldıktan sonra tekrar Aix'deki evimiz için yola koyulduk. Bu arada bütçemizin önemli bir ksımını pul ve kartpostallar ayırdık diyebiliriz :) bakalım gezi sonunda PK 143'e kaç kart göndermiş olacağız.


Bu notları gece geç vakit yazıyoruz ve artık yatma vakti; yarın Cassis üzerinden Nice'e geçeceğiz ve gezimizin Cote d'Azur kısmı başlayacak.


4.gün


Evet.... Bugün kahvaltıdan sonra yola koyuluyoruz ve ilk durağımız Cassis. Cassis'de denize girmeyi, şehri gezmeyi ve öğlen yemeğinden sonra Nice geçmek üzere buradan ayrılmayı planlıyoruz. Yaklaşık 40 dakikalık bir yolculukla Cassis'e varıyoruz. Neredeyse tüm Provence ve Cote d'Azur kasaba ve şehirlerinde olduğu gibi aracımızı tarifesi oldukça yüksek otoparklardan birine bırakmak zorundayız; çünkü başka türlü park etme imkanı yok. Paralı park yerlerini bulmak ise bir o kadar kolay. Tabelalar sizi buraya yönlendiriyor. Çoğu zaman içeride kaç araçlık park yeri olduğu içeri girmeden digital olarak dışarıdaki tabelada yazıyor. İçeri girerken ve çıkarken görevli filan hiç olmuyor. Girerken makinadan bilet alıyorsunuz ancak biletinizi araçta bırakmayın, yanınıza alın çünkü döndüğünüzde ödemenizi yapmanız için katlarda ya da otoparkın dışında otomatlar oluyor bunlara biletinizle parayı ödeyip aracınıza gidiyorsunuz. Çıkarken de bu bileti bariyerin olduğu yerdeki alete tekrar sokunca bariyer açılıyor. Tüm giriş, ödeme, çıkış işlemlerinde herhangi bir görevli olmuyor. Park ücretleri oldukça yüksek 1-2 saat için en az 4-6 euro ödemeniz gerekiyor bu 5-6 saat olunca 12-13 euroya kadar çıkıyor.

Cassis'e geldiğinizde bir merkezde otoparklar var, bir de merkezden sizi yokuş yukarı doğru yönlendiren park yeri var. Cassis'de 2 plaj var kumsal olan birincisi için ilk park yerleri, kayalık olan ikincisi için yukarıdaki park yeri uygun. Plajların ikisini de bulmak çok kolay ancak iki plajda da şezlong, şemsiye filan yok bu nedenle hazırlıklı olmanızda fayda var.


Cassis de diğer kasaba ve şehirler gibi çok çok güzel bir kasaba; şık dükkanlar ve restaurantlar şehire ayrı bir hava katıyor. Buraya kadar geldiyseniz deniz yolu dışında ulaşım imkanı olmayan Calanques adı verilen koyları tekneyle gezebilirsiniz. Hemen limandan bu amaçla çok sayıda gezi teknesi bulma imkanınız var. 3-5 ya da 8 koya gezi yapan tekneler bulmak mümkün. En önemli koy en kısa program olan 3 koy arasında olduğu için (son uğranılan, kumsalı olan ve tekne demirlemenin yasak olduğu koy) 3 koyluk turu satın almanız dahi yeterli (16 euro). 45 dakika süren bu turu yaptıktan sonra tekrar Cassis'e dönüyoruz. Marina çevresinde yemek çok fazla alternatif bulunmakta.


Cassis'in en önemli yapısı Cheateau yani Şatosu ancak şu an bir otel olarak kullanılıyor ve sadece konuklarının girişine izin veriyor


Artık Nice'de kiraladığımız eve geçmek için yola çıkıyoruz.

5. gün


Bugün tüm günümüzü Nice'e ayırdık; esasen planımız sabah şehri gezip öğleden sonra denize girmekti ancak havanın sıcak oluşu nedeni ile planı tersine çevirdik. Evimiz plaja 3-4 dk yürüme mesafesinde bu nedenle bugün aracımızı çıkartmıyoruz. Zaten Nice oldukça büyük bir koy ve koyun tümü plaj şeklinde yani her yerden denize girilebiliyor. Koyun köşesindeki Castel adlı bir mekan dışında şemsiye ve şezlong kiralabilecek bir yer yok. Bu nedenle eğer gölge istiyorsanız hazırlıklı olmalısınız çünkü Castel'in de kapasitesi oldukça az.


Nice denizi bizim orada olduğumuz ağustos ayı içinde sabahları daha sakin öğleden sonra daha dalgalı yapıda idi. Dalgalar kıyıda dalga ile oyun sevenlere göre ama deniz yaklaşık 1-2 adım sonra boyu çoktan geçecek kadar derinleşiyor. Bu arada maalesef plajda seyyar satıcıların uyduruk şeyleri dışında yemek yenecek yer de yok. Ama hemen plaja yakın sokaklarda çok sayıda alternatif bulmak mümkün.


Öncelikle Nice'in gezimizde ayrı bir yeri olduğunu peşinen söylemeliyiz. Gezimizi planlarken forumlardan okuduğumuz kadarı ile bizim için merkezin Nice olması gerektiğine karar vermiştik. Tabii ki Cote d'Azur şehirlerinin tümünü çok sevdik ama Nice bir farklı diyebiliriz. Hepsinde bir hava var ama "keşke hayatımızın geri kalanını burada geçirebilsek" dediğimiz şehir Nice oldu. Bir şehirden isteyebileceğiniz herşey var; deniz, kalite, parklar, yeşil, saygı, sorunsuz bir trafik, toplu ulaşım, sahil, sahil boyu, meydanlar, parklar, esşşiz bir gün batımı, gurme derecesinde ama makul fiyatlı sayısız restaurant...


Nice şehircilik açısından çok gelişmiş bir şehir. Şehirde vakit geçirilecek keyifli çok fazla mekan var. Bunların başında tabii ki sahil şeridi geliyor. Bu yolun adı Promenade des Anglais. 4 km boyunca palmiyelerin süslediği bulvarın tümü plajla iç içe. Geniş bir yürüme ve bisiklet yolunun olduğu bulvarda her saat yürüyen, koşan ve paten kayanlara rastlayabilirsiniz. İsterseniz paten ve bisiklet kiralayıp siz de bu keyifi yaşayabilirsiniz.  Bu bulvar üzerinde 1912 yapımı Henri Negresco tarafından yaptırılan Hotel Negresco önemli yapılardan birisi özellikle gece ışıklandırmasını görmelisiniz.  Sırtınızı şehire verince koyun sol köşesinde yeşil bir tepenin varlığını görürsünüz burası Parc du Cheteau'dur. Nice'in panoramik manzarasını görmek için burayı gezmenizi öneririz.

Buraya çıkan bir asansör var (ücretli) o işinizi kolaylaştıracaktır ancak yazın 20:00 kışın 18:00'den sonra kapalıdır unutmayın. Bu parkın hemen altında kalan kısım ise eski şehir yani Vieux Nice'dir; bu kısmı adım adım gezmelisiniz çünkü her bir köşesinde iyi vakit geçirebileceğiniz bir cafe ya da restaurant var. Eski şehirin hemen paralelinde Promenade du Paillon uzanıyor. Burası bir parktan çok daha ileri bir yer özellikle çocukların ve gençlerin zaman geçirmesi için her türlü imkan sağlanmış durumda burada. Paillionun başladığı yer Pl. Massena (Massena Meydanı) buradan tramvay geçiyor aynı zamanda. Şehirde tramvay ve otobüs etkili bir sisteme sahip ve 10'lu kartlar alarak aynı kartla ikisini de kullanabiliyorsunuz. 74 dakika boyunca transfer serbest. Araca binince kartınızı makinaya her seferinde bastırtmanız gerekiyor. Eğer kartınız yoksa aracı kullanan kişiden de bilet alabiliyorsunuz. Ancak 10'lu kart 10 euro iken böyle olunca her biniş 1,5 euro oluyor. Tek sıkıntılı gördüğümüz kısım gece çok erken saatlerde otobüs seferlerinin birçok hatta bitmesi. Bu nedenle ilk gün aracımızı almayalım dediysek de ilk gece eve dönüşte sıkıntı yaşayınca diğer günler araçla çıkmayı tercih ettik.   Neyse nerde kalmıştık Pl. Massena'ya yakın bir cadde olan Rue Massena yaya bölgesi olarak ayrılmış.  Bu caddeyi baştan sona kadar geçtiğinizde önemli caddelerden biri olan Rue France ile birleşiyor.  Nice'de görmeniz gereken yerlerden birisi Covered Marked adı verilen meyva-sebze pazarı.

Şehirin gece en hareketli kısmı kuşkusuz Cours Saleya. Burada sayısız restaurant  caddeyi ve ara sokakları doldurmuş durumda. Tabii ki ancak 1-2 tanesini deneme şansımız oldu ama gördüğümüz tabaklar itibarı ile tüm restaurantlarda hayal kırıklığına uğramayacağınızı söyleyebiliriz. Fiyatlar bu bölge için şişirilmiş durumda değil. Şehrin tümünde fiyat aralığı ne ise burada da o şekilde. Ancak burada dikkatimizi çeken tek nokta porsiyonların büyüklüğü oldu. Çoğu porsiyon nerdeyse 2 kişilik diyebiliriz. Bu restaurantlar arasında tavsiye edebileceklerimiz La Favola, La Voglia ve di Piu'dur. Cours Saleya zaten Pl. Massena ve dolayısı ile Paillion ile birleşiyor; buralarda da hayat çok geç saatlere kadar çok hareketlidir.


Cours Saleya  aynı zamanda sokak Marketlerinin  kurulduğu yerdir;  salı, cumartesi; çiçek pazarı, salı, pazar; sebze-meyva pazarı, pazartesi bit pazarı kurulur.    


Nice aynı zamanda bir müze cenneti; eğer vaktiniz varsa ve meraklıysanız Musee Matisse, Musee National Marc Chagall, Musee Massena, Musee d'Art Moderne et d'Art Contemporary bunlardan bazıları. Tabii ki bu müzeler çok zaman isteyecektir ancak en azından Matisse vakit yaratmaya değecektir.


Şehirde hayat kolay kolay bitmiyor siz ne kadar uzasın isterseniz o kadar uzuyor ama biz erken kalkıp çok gezdiğimiz için gece hayatına maalesef çok giremedik. Bu notları yazacak zamanı bile çok zor bulduk diyebilirim. Program o kadar yoğun ve yazacak o kadar çok nokta var ki eğer şimdi yazmazsak bir daha da yazamayız diye ne şekilde olursa olsun vakit yarattık.


Artık yatma zamanı yarın bizi yine yoğun bir program bekliyor olacak.

6. gün


Bu günümüzü Cannes'ı görmeye ayırdık ama Cannes'dan önce yol üzerinde  görmemiz gereken yerler var. İlk durağımız St.Paul de Vence oldu. Bir orta çağ kasabası iken önce Picasso sonra Chagall'ın keşfettiği St. Paul de Vence'i daha sonra Yves Montand ve Roger Moore keşfetmiş. Burası çok çok keyifli güzel bir kasaba. Yine hakim bir yamaca kurulmuş tarihi bir şehir dolayısı ile tam bize göre. Ara sokaklarda o butik mağaza senin bu mağaza benim güzel vakit geçiriyoruz. Özellikle Sanat Galerilerinin çokluğu ve kalitesi dikkatimizi çekti. İçlerini göremediğimiz Fransız Riviera'sının evlerinin kalitesi hakkında bir fikir veriyor bize. Daha önce bu tip kasabalardan Bonnieux ve Le Baux'u çok beğenmiştik ama sanırız Vence daha dolu.

Daha sonraki durağımız ise Grasse oldu. Artık bu şehire bayıldık, şöyle güzeldi, böyle güzeldi diye yazmaktan yorulduk ama inanın her bir kasaba yada şehir bir diğerini bastırıyor güzellikte ve Grasse'da bunlardan birisi. Ancak Grasse diğerlerinden farklı olarak parfum konusunda uzmanlaşmış; burada en büyüğü ve önemlisi Fragonard olmak üzere çok sayıda parfüm üreticisi var. Diğer önemli markalar Galimard ve Molinard. Bunlar dışında birçok ufak üretici de var tabii ki. Şehirde bir parfüm tarihi müzesi (Musee International de la Parfumeria) var ancak Fragonardın binasının içerisindeki kolleksiyon da neredeyse bir müzeyi aratmayacak nitelikte, ayrıca çok yakın bir mesafede Fragonard'ın ücretsiz bir müze evi de var. Eğer çok fazla vaktiniz yoksa sadece bu binaları gezerek de eski zamanlara uzanan parfüm üretimi konusunda bir fikir sahibi olabilirsiniz. Burası aynı zamanda satış da yapıyor. Bu markanın çok özel kokularından mutlaka edinmenizi tavsiye ederiz, eğer vaktiniz varsa Grasse'da yemek için birçok kaliteli cafe ve restaurant da mevcut.


Esasen bugünü Cannes'a ayırmış yolda da St Paul de Vence ve Grasse'a uğrayacaktık. Ancak bu şehirlerin güzelliği bizi yolumuzdan alıkoydu ve ancak öğleden sonra Cannes'a girebildik.

Şehire girince aracımızı öyle bir parka koymuşuz ki Cannes Film Festivalinin yapıldığı Tiyatro Salonunu (Palais des Festivals) tam karşımızda bulduk. Kırmızı halı ile kaplı merdivenleri fotoğraf çektirenler nedeni ile Festival günlerini aratmıyor. Burada siz de klasik kırmızı halı fotoğrafınızı çektirdikten sonra hemen yanındaki Turist Informationdan gezilecek yerler hakkında çalışma yapmadıysanız hızlı bir bilgi sahibi olabilir ve harita alabilirsiniz. Zaten bu Provence ve Cote d'Azur şehirlerinde bir standart; tam merkezde mutlaka aramadan karşınıza çıkan bir Turist Information oluyor ve size çok konsantre bilgiler ve harita veriliyor.


Cannes'ın ana bulvarının adı La Croisette; burası Cannes'ın en pahalı mağaza, restaurant ve otellerinin yan yana dizili olduğu bulvar. Tabii ki önlerinde RR, Lamborginhi, Ferrari ve Bentley gibi arabalar sıra sıra dizilmiş durumda. Buradaki araç kalitesini geçen tek yer Monaco idi. En pahalı oteller Martinez ve Carlton'un önü ayrı bir piyasa yeri tabii ki.


Cannes'ın ana bulvarı bu şekilde iken hemen paralelindeki cadde ve sokaklarda biraz daha normal bir avrupa şehri hayatı yaşanıyor. Normal fiyatlı cafeler ve restaurantları hemen 100 m arkada bulmak mümkün.


Cannes'ın da en önemli yeri tabii ki limanı (Le Vieux Port) ve Eski Şehir (Le Suquet)


Cote d'Azur şehirlerinin tümünde olduğu gibi burada da Petit Train adı verilen turistik bir tren var. 8 euro karşılığında 1 saatlik bir Cannes' gezisi yapabiliyorsunuz.


Zaten öğleden sonra ulaşabildiğimiz Cannes'da bu yazdıklarımızı yapıp akşam yemeğinden sonra Nice'e döndük. Denizi başka bir güne test edeceğiz umarız...


7.gün


Bugün yolumuz uzun; Monaco tarafına mümkün olursa İtalya'ya geçip San Remo'yu da görmek niyetindeyiz. Bu rotadaki deniz kenarında uzanan manzaralı yollara Corniche adı veriliyor. Sırası ile Corniche Inferieure'i, Mayonne Corniche'i ve Grand Corniche'i göreceğiz. İlk etapta Corniche Inferior'da Villafranche Sur Mer'den geçerek güzel manzara eşliğinde ilerliyoruz.

İkinci etapta St. Jean Cap Ferrat'a doğru yol alıp bölgenin belki de en güzel evi olan Villa Ephrussi Rothschild'ı göreceğiz. Bunun için biraz yoldan çıkıp yarım adaya doğru girip eve ulaşıyoruz. Evi gezmek tabii ki ücretli, eğer burada biletinizi alırken Eze Exotic Garden'ı içeren (15 euro) kombine bilet alırsanız daha sonra Eze'de Eze Exotic Garden'ı bu biletle gezebilirsiniz. Rothschild Villası belki de şu ana kadar özellikle konumu itibarı ile gördüğümüz en güzel ev diyebiliriz. Ev iki ayrı koyu görecek şekilde konumlanmış ve muhteşem güzel dizayn edilmiş bir bahçeye sahip. 20 dakikada bir bahçedeki havuzda müzik eşliğinde su dansı yapılan evde yeterince huzurlu zaman geçirip bolca da fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Sonraki durağımız Monaco oluyor. Monaco biliyorsunuz ayrı bir ülke ve Vatikan'dan sonra en küçük ikinci ülke olma ünvanına sahip. Gerçi ayrı bir ülke demek zor ama yine de statüsü o şekilde. Bu arada öyle yada böyle gördüğümüz ülkelerin sayısı bir artmış oluyor tabii ki :) Monaco bir yamaca kurulmuş esasen biraz sıkışmış diyebileceğimiz bir konuma sahip. Arka yamaca doğru evler ve oteller yer alıyor önde ise mega yatlarla dolu marina. Eğer neyin nerede olduğunu anlamak isterseniz burada da bulunan Petit Train ile bir tur atarak olayı kavrayabilirsiniz ya da Turist Information'a uğrayın ve görmeniz gereken yerler hakkında bilgi alın.

Biliyorsunuz her sene mayıs ayında Formula 1 yarışları Monaco'da şehir içindeki yollarda yapılıyor. Start tam şehir meydanındaki pembe binanın önünden veriliyor. Yarışın olmadığı zamanlarda yarış hakkında yolda pek işaret ya da iz bulmak mümkün değil. Ancak siz de benim gibi bu yarışlara meraklı iseniz zaten çoğu yeri yarışlardan hatırlıyorsunuzdur. Bazı viraj içlerinde de hala yoğun lastik izleri bulunuyor bunları görebilirsiniz. Marinaya sırtınızı dönerseniz sağ tarafta bir tepe görürsünüz; ana yol ve insanlar zaten oraya doğru gidiyordur görürsünüz; çünkü orada Casino Monte Carlo, Hotel De Paris, Cafe de Paris gibi şehrin en önemli yerleri bulunuyor. Hepsinin baktığı meydana (Pl. Du Casino) geldiğinizi anlamamanız mümkün değil çünkü ortalık Ferrari, Lamborghini, RR, Bentley gibi araçlar ve onların fotoğraflarını çeken turistlerle dolu olacak. Çoğu yerde yazanın aksine Monte Carlo'ya girmek için takım elbise filan gerekmiyor. Tek gereken cebinizde 10 euro olması :) Eğer 10 euro verir ve fotoğraf makinanızı dolap odasına bırakırsanız içeri girebilirsiniz. Ceket ve kravat ya da smokin zorunluluğu saat 20:00'den sonra özel oyun odaları için geçerli. İçeride minimum bet 5 euro.  İçeri giriş için günlük (10 euro), haftalık, aylık ve sezonluk gibi alternatifler ve hepsinin ayrı ücreti var tabii ki. Biz şansımızı Casino Cafe de Paris'de denedik ve 25 euro kazanarak bu parayı yine Monaco'da yedik :)


Monaco söylediğimiz gibi ayrı bir ülke denemeyecek kadar ufak bir alana sahip. Monaco Avrupa Birliği üyesi değil ama para birimi olarak euro kullanıyor. Avrupa Gümrük Birliği Üyesi olduğu için Fransa ile aralarında  sınır geçiş sorunu yok. Ancak yine de kendi özel bayrağı ve vatandaşlığı var. Monaco vatandaşı (Monegasques) sayısı sadece 7.600 ve bu kişiler vergi ödemiyorlar. Monaco'luların diline Monegasque adı veriliyor ve Fransızca-italyanca karışımı olarak tarif ediliyor.


Buradan kıvrılan yol ile aşağıya inip marinayı takip ederek tekrar merkeze gelebilirsiniz. Monte Carlo dışında diğer bir önemli kısım da tarihi kısımdır (Le Rocher) İsterseniz burayı trenle gezebilir (son tren 17:00) yada yürüyerek de bu rotayı tamamlayabilirsiniz.


Bunlar dışında Monaco'da başka yapılacak işler de var; ilginizi çekerse Monaco Akvaryumu (Musee Ocenographique de Monaco), Catedrale de Monaco, Palais du Prince, Jardin Exotique, Nouveau Musee National De  Monaco bunlardan bazıları.



Biz vakitlice Monacoyu bitirince biraz da yorgun olarak Menton'a geçtik. Monaco-Menton arası sadece 10 km, 20 dk Menton'a kolay ulaşıyoruz ancak fazla vakit geçirmiyoruz burada. Kısa bir gezi sonrası buraya kadar gelmişken bari 36 km uzaklıktaki San Remo'yu da görelim diyerek İtalya'ya geçmeye karar verdik. Planımız San Remo'da bir gece konaklayarak ertesi gün Portofino ve Cinque Terre'ye gitmekti. Ancak hem San Remo'nun verdiği hayal kırıklığı hem de İtalya'ya girer girmez tatilimizin bütün havasının bozulması nedeni ile ertesi günkü Portofino-Cinque Terre gezimizden vazgeçtik ve Cote D Azur bölgesinde daha fazla zaman geçirmeye karar verdik. Provence-Cote dAzur da herşey o kadar estetik o kadar mükemmeldi ki İtalya'ya girer girmez bütün büyü bozuldu, herşey bakımsız, biraz hırpani, estetikten yoksun, düzensiz kısaca İtalya idi. Arada 30 km mesafe olan iki avrupa insanının kültür yapısı nasıl bu kadar farklı oluyor anlamak zor gerçekten. Neyse biz San Remo'da konaklamaktan vazgeçtik ve 1 saat mesafe uzaktaki Nice'e evimize dönme kararı aldık. Daha önceki İtalya deneyimlerimiz çok güzel anılarla dolu olmasına rağmen San Remo'yu neden beğenmedik diye ev sahibi ve oradaki acenta ile görüşünce İtalya'nın Genova'ya kadar olan kısmının tatsız olduğunu söylediler ki bizde aynı fikirdeyiz. Güzellikler Genova sonrası başlıyormuş. Nice dönünce çekmek istediğim birkaç gece karesi için bazı noktaları ziyaret ettikten sonra ertesi gün için istirahate çekildik.



8.gün


Bu günümüze deniz ve Cannes ile başladık. Cannes'a ilk gittiğimiz gün denize girme imkanımız olmadığı için buna ilave olarak hava sıcak olduğu için şehiri gezmenin yorucu olacağını düşünerek direkt sahile gittik. Cannes'ın neredeyse heryeri plaj ve her yerinden denize girilebiliyor diyebiliriz. Plage du Midi, Plage de la Bocca gibi halk plajları daha ağırlıklı kullanılıyor ama buralarda şezlong, şemsiye filan bulunmuyor. Plage Vegaluna, Z Plage gibi özel plajlarda bu imkan sunuluyor ama onlarda biraz fazla sıkışık dizilmiş durumdalar. Biz halk plajlarından La Bocca plajını tercih ettik ve çok sevdik. La Bocca buradaki bir semtin adı aynı zamanda. Çok çok istisnai bir şekilde burada yol kenarına park etmek ücretsizdi. Bununda avantajı var tabii ama kumu ve denizi açısından da La Bocca'yı tavsiye ederiz. Biraz daha dışarıda olması nedeni ile çok az daha kalabalığı az diyebiliriz. Cannes'ın kumu ve denizinin berraklığı bize bizim denizlerimizi hatırlattı. Mesela Nice'in çok değişik renkte mavi ve opak bir denizi var; Türkiyede öyle bir deniz görmedik mesela. Ancak Cannes bu açıdan bize hiç yabancı gelmedi. Akşam üstü güneşin etkisi azalınca Nice'e geçtik ve Nice'i keşfetmeye devam ettik.


9.gün


Bugün yıllardır adını duyduğumuz Avrupa Sosyetesinin gözbebeği St.Tropez'i görmeye geldi sıra. Esasen St.Tropez'in geçmişi biraz Casablanca gibi. Fas'da en vasat yerlerden biri Casa'dır ama ünlü fil "Casablanca" nedeni en ünlü şehir odur. Saint Tropez de ününü 1950'lerde Bridge Bardot'ut başrolünü üstlendiği "ve Tanrı kadını yarattı" adlı filmin St. Tropez'de çekilmiş olmasına borçlu. Bu tarihten sonra sosyete buraya akın etmeye başlamış, daha sonra Louis de Funes'in TV dizisi "Le Gendarme" (Jandarma) yı 60'lı ve 70'li yıllarda burada çekmesi ile ünü daim olmuş. Kahvaltı sonrası planımız önce plaj sonra St.Tropez'in keşfi. Nice ile St.Tropez arası esasen 110 km ve 1,5 saat sürmesi gerekiyor ancak hem şehire girişte hem çıkışta tek şerit olan yolda oldukça trafik oluyor ve bu süre uzuyor. Biz kendimizi forumlarda tavsiye edilen Plage de Pampelone'ye attık. Burada çok sayıda özel beach bulunuyor. Herbirinin kendine göre bir sosyetesi ve fiyatı var. Bu konu internetten kolayca araştırılabileceği için detaya girmiyoruz ancak bu beachlerin oldukça tuzlu yerler olduğunu söyleyebilirim. Ana yemekler 35-50 euro, içecekler 10 euro seviyesinde, ayrıca şezlong ve şemsiye için de ödeme yapmanız gerekli


Bu da yerine göre 15-35 aralığında değişiyor. Biz çok abartılı pahalı olmayan bir tanesini seçip diğerlerine de girip çıkarak ortamı görmek istedik. Gerçekten sosyetenin seviyesinin çok yüksek olduğunu söylemeliyiz.  Beach'lerin girişindeki park yerleri Lamborginhi ve Ferrari'ler için ayrılmış oluyor aracınız bunlardan birisi değilse biraz arkalara park etmeniz gerekecek. Burada biraz zaman harcadık ve zenginin malı çenemizi yordu :) Artık St.Tropez'i görmek lazım diyerek şehire doğru haraket ettik. Her zamanki gibi otoparka parayı bayıldıktan sonra şehiri keşfe başladık. St.Tropez'de çoğu Cote D'Azur kentleri gibi liman (Vieux Port) eski şehir (La Ponche) ve yeni kısım olarak ayrılıyor. Her yer oldukça güzel ama biz her zamanki gibi eski şehiri daha fazla beğendik ve orada daha fazla zaman geçirdik. Şehrin ana meydanı ise Place des Lices. Bu meydanda haftada iki defa (salı ve cumartesi) market kuruluyor. Şehirdeki lüks mağazaların yanında çok sayıda ufak ama seçkin butikler ara sokaklarda yayılmış olarak bulunuyor. Yine restaurantlarda aynı şekilde daha butik ve seçkin olarak hizmet veriyor diyebiliriz.


Saint Tropez maceramızda buraları gezerek bitti ve geç vakit Nice'e döndük ve dinlenmeye çekildik.



10. gün


Bugün dönüş günü dışındaki Cote d'Azur'daki son günümüz. Ancak şu ana kadar tempo yüksek olduğu için bugünü daha rolantiye aldık ve sadece denize zaman ayırdık. Bunun dışında bu gezimizi gezi grubumuz için de yapmayı planladığımız için 2 acenta ile görüşme randevumuz vardı, o saatlerde onlarla görüşmeye gittik. Daha önce St.Paul de Vence'i görümüş ama Vence'e girmemiştik. Acentalardan birinin merkezi Vence'de olduğu için bu bahane ile Vence'i de görme imkanımız oldu.


Akşam yemeği için  Nice'e döndüğümüzde Nice; Cours Saleya'sı, Promenade des Anglais'i, Place Massena Meydanı ile geceyi ve konuklarını her zamanki gibi harika karşılıyordu. Son gecemizde Nice'e doyamadık ve gerçekten ayrılmak istemedik. Ancak toplanması gereken 2 bavul ve yapılacak işler olduğu için geç de olsa eve dönmek üzere aracın bulunduğu otoparka geçtik.


11.gün


Bugün Marsilya'dan İstanbul'a uçağımız saat 14:35'de ancak yolcu yolunda gerek diyerek saat 08:30'da Nice'den ayrılıyoruz. Esasen Nice-Marsilya arası 2 saat ancak hem aracı Sixt'e teslim işlerimiz olduğu hem de yol durumu ne getirir bilinmez diye erken ayrılma kararı aldık. Yolda adını tabelalarda görüdüğümüz ancak bu seyahatin duraklarından birisi olmayan Antibes'i gezecek değil ama içinden geçecek kadar vaktimiz olduğunu görünce kısa bir süreliğine yoldan ayrıldık. Çok detaylı olmasa da Antibes hakkında fikrimiz oldu ve çok büyük bir kayıp olmamış diyebiliriz.


Marsilya havalimanına (yol tabelalarında Marignane yazar) varıyor ve aracı teslim ettikten sonra havalimanı klasik işlemlerine başlıyoruz. Check in ve pasaport  sırası o kadar fazla ki iyi ki erken gelmişiz dedik.


Veeee nihayet uçak saati ve seyahatin sonu... Başka bir gezi notunda görüşmek üzere....




Basilica Notre Dame de la Garde
Provence bölgesinin eşsiz sabunları
La garde tepesinden Marsilya
    La garde’den..
Marsilya Petit Train esnasında..
sizce zeytin mi draje çikolata mı?  :)
Le Baux de Provence
Bölgenin şarabı özellikle 
Rose şarap çok ünlü
Saint Remy de Provence’de 
sokakta akrobasi dersi vardı :)
Avignon / Palais des Papes
Pont Benezet / Avignon
Pont du Gard
Pont du Gard
Cours Mirebau’da gece de açık olan market / Aix en Provence
Les daux Garçons
Place des Quatre Dauphins / Quarter Mazarin
Cezanne’ın izinden gitmek isterseniz bronz yer tabelalarını takip edin..
Aix en Provence
Aix en Provence
Bonnieux / Luberon
    Bonnieux
Fontaine de Vaucluse
Fontaine de Vaucluse
Menerbes / Luberon
Lacoste / Luberon
Gordes / Luberon
Cassis
   Cassis
Calanques / Cassis
   Cassis
Nice / Promenade du Paillion
   Nice
     Nice
Place Massena
Cours Saleya
Pl. Massena
Promenade du Paillion
Hotel Negresco / Nice
Nice / Promenade des Anglais
St. Paul de Vence
St. Paul de Vence
Grasse / Franogard
Grasse / Fragonard
St.Paul de Vence gelerileri ile dikkat çekici
La Croisette / Cannes Film Festivali kırmızı merdivenleri her zaman dolu
Plage du Midi
Le Vieux Port / Cannes
Palm Beach / Cannes
Monaco Corniche
Monaco Corniche
Villa Ephrussi Rothschild
az da olsa Formula 1 ‘den izler var
Pl.du Casino
Casino Monte Carlo
birisi lüks mü dedi :)
Mega Yat’ın varsa önünde RR’de olmalı
Monaco Corniche
Eze’nin güzelliğine doyulmuyor
      Eze
   Monaco
Saint Tropez
 St.Tropez
Saint Tropez
St.Tropez ara sokakları güzel restaurantlarla dolu
Sanat burada da çok önemli tabii ki
Güzel kasabaları, lavantası ile Provence

Harika şehirleri ve eşsiz güzelliklerin eşlik ettiği mavi kıyısı ile 
Cote d’Azur
Marsilya / Vieux Port
doğru cevap: draje
Gordes
Aix Provence’de ara sokakta bir meydan
Atlıkarınca nerede ise şehir merkezi orasıdır :)
Sanat, Sanat, Sanat
Saint Tropez sokakları
Bölgeye özgü Calisson
Marsilya / Notre dame de la Garde