Senelerdir adını özellikle karnavalları ile duyduğumuz Rio de Janerio’dayız nihayet. Buraya Sao Paulo’dan otobüsle geldiğimiz için uçaktan şehri görme imkânımız olmadı. Otobüs terminalinden bindiğimiz taksi ile şehre doğru yola çıktık. Sahile gelene kadar sanki Türkiyedeyiz. Yurtdışında herhangi bir ülkenin şehirleşmesinin Türkiye’ye bu kadar benzediğini görmedim. Özellikle bu kadar uzak bir ülkede bu kadar benzerlik hayret verici. Bu söylediklerimiz “Zona Zul” adı verilen plajlar ve oteller bölgesine gelene kadar. Buraya geldiğimizde her şey değişiyor ve Rio’yu Rio yapan kısım ile tanışıyoruz. Buradaki “Copacabana” ve “Ipenama” adında 2 çok uzun plaj ve bunları çevreleyen çok ilginç tepeler Rio’yu emsalsiz yapıyor. “Zona Norte”, “Zona Oeste”, “Urban Centro” adında bölgeleri de olmasına rağmen şehrin otellerinin ve plajlarının olduğu bölgenin adı “Zona Zul” dur ve şehrin kalbi burada atar.

“Zona Oeste” şehrin geleceği ve üst kesiminin yaşadığı yerdir. Zengin evleri çok üst düzey alışveriş merkezleri ve dokunulmamış plajlar yer alır burada. “Centro” Portekiz kolonisinin izlerini taşır ve en fakir bölgedir. Bu bölgede eskinin izlerini veren neoklasik yapılar görülebilir ama en güvensiz bölgedir. “Zona Norte” ise evlerin, havalimanının ve stadyumun olduğu bölgedir. Copacabana ve Ipánema en güzel manzaraya sahip sahiller olmasına rağmen en doğal ve en güzel plajlar; “Barra da Ticuja”, “Parainha” ve “Grumari” dir.

Rio de Janerio’da yaşıyanlara “Carioca” deniliyor. Bu lakap için doğum yerinize, zenginliğinize, ırkınıza ve kökeninize bakılmıyor.

Emniyet

Son 10 yılda suç oranı düşmesine rağmen hala Rio’da emniyet çok önemli bir konudur. Plaj (özellikle gece), otobüsler, kalabalık caddeler en çok suç işlenen yerlerdir. Rio’da 3 çeşit polis var gri üniformalı olanlar askeri polis, bej üniformalı olanlar belediyeye bağlı kuvvetler ve son olarak siyah üniformalı olanlar SWAT tarzı özel kuvvetler. Dünyanın en tehlikeli şehirlerinden biri olarak adı çıkmasına rağmen devletin verdiği önem, halkın duyduğu rahatsızlık, plajların ışıklandırılması, polisin artırılması gibi önlemlerle son yıllarda suç sayısı azalmış.

Siz yine de yanınızda şehirde dolaşırken SLR makine, kamera, sırt çantası, değerli saat, gözlük, her türlü takı kesinlikle taşımayın. Özetle “bende para var” şeklinde gözükmeyin.

Pasaportunuzun peşinde olmamalarına rağmen çantanızı ya da benzeri şeyleri kaptırabileceğinizi düşünerek pasaportunuzu, fazla paranızı mutlaka otelde kasada bırakın.

Ucuz bir fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekip onu da hemen cebinize koyun.

Araçta iseniz kırmızı ışıkta dikkatli olun ve kapılarınız devamlı kilitli olsun.

Herhangi bir şekilde gaspa maruz kalırsanız mutlaka direnmeden cüzdanınızı verin. Ellerindeki silah ya da bıçağı kullanmak konusunda isteksiz değillerdir ve blöf yapmazlar. “Param yok” demeyin mutlaka içinde belli bir miktar para olan ve verebileceğiniz” bir cüzdan taşıyın.

Plaja üstünüzdeki mayo, havlu ve o günkü yiyecek içeceğinize yetecek para dışında bir şey kesinlikle götürmeyin.

Plajın kum kısmına gece (aydınlatılmış olmasına rağmen) kesinlikle girmeyin.

Etrafınızda her zaman motosikletli birileri olacaktır. Bunların % 99.9 u motorkurye yada kişisel kullanıcılardır. Ancak unutmayın ki % 0.1 ‘i hırsızdır. Özellikle aynı motorda 2 genç erkek varsa daha dikkatli olmalısınız.

Oteller

“Motel” kelimesi turistik anlamda “otel” demek değildir ve turistleri hedeflemez. Buralar yalnız kalmak için yer arayan çiftlerin 1-2 saatliğine oda kiraladıkları yerlerdir siz buralardan uzak durun.

Her fiyat aralığında otel olmasına rağmen merkezili, emniyet, manzara ve temizlik nedeni ile bu ülkede biraz kesenin ağzını açın.

Plajlar

Su soğuk olmamasına rağmen ağırlıklı olarak plajlar yüzmek için değil; spor yapmak, vücut geliştirmek, sörf yapmak, bronzlaşmak, sevgili ile vakit geçirmek, yemek yemek için kullanılır. Copacabana ve Ipanema en ünlüleridir. Copacabana’ya “bikinili Manhattan” deniyor. Buralarda dolaşırken Copacabana ve Ipanema plajlarının kaldırım desenlerine dikkat edin bunlar marka sayılır.

Plaj voleybolu iki plajda da çok popüler. Şanslı bir günde Brezilya Olimpiyat Voleybol takımını antrenman yaparken izleyebilirsiniz.

Bir de ayakla ve kafa ile oynanan, ellerin kullanılmadığı plaj voleybolu çok popüler buna “futevolei” deniyor.

Kirlilik fazla olmasına ve alt akıntılar tehlikeli olmasına rağmen yüzebilirsiniz de. Alt akıntıların olduğu bölgelerle ve kirliliğin durumu ile ilgili bilgilendirme tabelaları oluyor. Lokal insanların yaptığını yapmak ta yararlı olabiliyor.

Plajlarda aralıklı olarak yer alan tabelalarda 4 ten rengine göre kullanmanız gereken koruyucu faktörün numarası değişen güneşe göre gösteriliyor bunun yanında denizin yüzmeye uygunluğu, 11 derece üzerinden güneşin şiddeti ve ısı da bu tabelalarda veriliyor.

Belirli aralıklarla cankurtaran istasyonları bulunuyor ve bunlara “posto” deniyor. Bu “posto” lar plajları gayri resmi bölüyor. Örneğin Posto 8 “Gay bölgesi” iken, Posto 10 “Aile bölgesi”. Aynı şekilde en iyi vücutlu bayanların ağırlıklı olarak toplandığı, sörfçülerin toplandığı “posto” lar da var.

Görülecek yerler

“Escadaria Selaron”: 50 den fazla ülkeyi gezen ve oralarda yaşayan Şili’li ressam-sanatçı “Selaron” 1990 yılında “Lapa” bölgesinde topladığı seramikleri ve artistik görüşünü kullanarak dar bir Portekiz sokağında yer alan yaklaşık 100 metrelik merdivenleri seramikleri kullanarak bir sanat eserine çevirmiş. Şanslı iseniz “Selaron” da eserinin başında olabilir. Eserine devam için seramik bağışlarını memnuniyetle kabul eder. Biz gezdiğimizde yıl 2010 ve eser 20. yılında yapılmaya devam ediyordu ve sanırım daha “Seleron” hayatta kaldığı sürece devam edecek. Burada biz de Türkiye’ye ait  Fatih Sultan Mehmet, Hacivat-Karagöz, Türk bayrağı figürleri olan seramiklerle 6 adet de İznik çinisini bulmaktan çok mutlu olduk. Burası “Santa Teresa” bölgesinde yer alıyor. Portekizliler şehre ilk geldiklerinde daha serin olduğu için şehrin yüksek olan bu kısmına yerleşmişler. Hala işleyen sarı renkli tramvayları, eki rengârenk Portekiz evleri ile bu bölge mutlaka görülmeyi hak ediyor. Ancak burası belki biraz daha dikkat isteyebilir emniyet açısından.

“Pao de Açucar” : Şeker kamışından şeker üretimi esnasında ortaya çıkan tepeciklere benzediği için adını buradan alan tepeye İtalyanların yaptığı bir teleferikle iki basamakta ulaşılıyor. “Copacabana“ Plajının sonundaki “Urca” bölgesindeki bu tepeye ulaşmak için ya teleferiğe kadar yürümeniz (ki biraz zor) ya da taksiye binmeniz gerekiyor. Teleferik tek seferde 60 kişi taşıyabiliyor ve ilk basamakta “ “Morro da Urca” ya ulaşıyor. Burası ilk tepe ve 212 m yüksekliğinde. Burada inip biraz gezdikten sonra 2. tepe olan “Pao de Uçucar” için tekrar teleferiğe biniyorsunuz. Her iki basamak da 3 dakika sürüyor ama iyi bir havada 30 dakika sırada bekleyebilirsiniz. Teleferiğe saat 18:00 gibi varmanızı ve günbatımını buradan görmenizi şiddetle öneririz. Çıkış için kullanılan teleferiğin ücreti 44 R.

“Corcavado” : “Pao de Açucar” dan manzarası güzel bir yer varsa o da “Kambur” anlamına gelen “Corcovado” dur. Burası 1931 yılında yapılan İsa’nın heykeli olarak bildiğimiz “Christo Retendor” un olduğu 690 m yüksekliğindeki Rio’ya tümü ile hâkim olan tepedir. Ancak çoğu zaman sis altında olduğu için güzel bir görüş elde edemeyebilirsiniz bu nedenle eğer uzun kalıyorsanız açık bir günü beklemelisiniz. “Retendor” “Tijuca” milli parkının içerisinde yer alıyor.

Buraya çıkmanın 4 yolu var: 1885 de yapılan  “Cog Train” adı verilen bir tür tren ile 17 dakikada çıkmak 36R (her 30 dakikada 1 hareket ediyor), taksi ile kişi başı 10R, özel araç ile kişi başı 13R, yürüyerek 5R.

Burada hava kapalı ise ve şehri göremezseniz aynı tepede biraz daha az yükseklikte bir helikopter pisti bulunuyor oranın görüşü genelde açık oluyor oraya gidip iyi bir şehir manzarası elde edebilirsiniz.

“Jardim Botanico” : 1840 yılında açılan bu bahçede 5.000 çeşit birçoğu amazondan ve diğer ülkelerden gelen bitki, 900 çeşit palmiye ve 140 çeşit kuş sizi bekliyor olacak. Şehrin gürültüsünden kaçmak ve doğada güzel bir vakit geçirmek için çok iyi fikir (giriş 5R)

“Fortress Military”: Burası şehrin savunması için kurulmuş topların olduğu “Pau de Açucar” ın arkasında kalan bir bölge. Rio koyu ile Atlantik okyanusunun ilişkisini görmek açısından çok faydalı. Askeri bölge ama giriş serbest.

Birçok kişi Rio’ya güzel zaman geçirmek, plajlarda bronzlaşmak, alışveriş yapmak ve yemek yemek için gelir. Ancak siz yine de işin kültürel boyutunu da görmek isterseniz görecek çok yer diyebiliriz. “Biblioteca Nacional, “Catedral de Sao Sebastio da Rio de Janerio”, “Centro Cultural Banco de Brasil”, “Convento do Santo Antonio”, Igreja de Sao Francisco da Penitencia”, “Monumento oas Pracinhas”, “Mosterio de Sao Bento”, “Museu de Arte Moderna”, “Museu Historica Nacional”, “Museu Nacional de Belas Artes”, “Theatro Municipal”, “Igrejio de Nossa Senhora da Gloria da Outerio”, “Arcos da Lapa”, “Museu Chacara do Ceu”, “Museu das Telecomunicaçoes”, “Museu do Indio”, “Museu Carmen Miranda”, “Palacio do Catate”, “Parque do Flamingo”, “Sitio Roberto Burle Marx”, Museu Casa do Pontal”, bunlardan önde gelenler. Bunların ne olduğunu ve nasıl gezeceğinizi anlatmayacağız çünkü biz bu güzel şehirde sadece yaşayan şehir-hayat kısmı ile ilgilenmek istedik. Ama bu noktaları internetten arayıp kendinize kültürel bir rota çizebilirsiniz.

Ulaşım:

Birçok uluslar arası uçak “Antonio Carlos Jobim” (GIG) havalinanına iner. Bu havalimanı şehrin oteller bölgesine 45 dk uzaktadır.  Diğer havalimanı ise “Santos Dumont” (SDU) dur ve şehre 20 dk uzaklıktadır. Ulaşım genelde 80R tutar taksi ile. 

Taksiye bindiğinizde unutmayın ki taksi şoförü kesinlikle İngilizce konuşmaz. Elinizde gideceğiniz yerin adı yazılı bir kağıt olması yada haritada işaretli yeri göstermeniz gerekir. Ancak bazen haritada nerede olduklarını da anlamıyorlar en iyisi yazılı iyi okunabilen bir kağıtla taksiye binmeden önce göstermek; anlar ise binmektir. Taksilerin tümü taksimetresini açar. 2 tip tarife vardır; saat 20:00 ye kadar 1 nolu tarife, saat 20:00 den sonra ve Pazar günü 2 nolu tarife geçerlidir ve taksimetrede yazar. Bu yazılanlar sarı taksiler için geçerlidir. Bir de “radio taxi” adı verilen otellere bağlı çalışan taksiler vardır. Bunlar daha lüx araçlara sahip ancak ortalama % 30 pahalıdır.

Aynı şekilde hatta daha kötü olarak eğer Portekizce konuşamıyorsanız şoförden yardım isteyebileceğinizi düşünerek sakın otobüslere binmeyin. Otobüslere ancak rotasını ve ineceğiniz yeri tam olarak biliyorsanız binmelisiniz.

Rio’nun tümünde metro olmamakla beraber (2 hat var sadece) olan kısımları için en etkili, en temiz, en güvenli ve Portekizce konuşmanızı gerektirmeyecek seçenek metrodur. Diğer metrolarda olduğu gibi hattın son durağı ile isimlendirilir yönler. Tek yön bilet yukarı çıkana kadar istediğiniz aktarmayı yapabilmek kaydı ile 2.65R’dir. Biletler kart şeklindedir ve makineye yerleştirdiğinizde geri vermez. Bilet gişelerinden metro haritasını isteyebilirsiniz.

Otobüs yolculuğu yaparsanız bilmelisiniz ki; Brezilyada otobüslerde 3 tip bilet vardır. Standart bilet 6 saatlik yolculuk için 60R civarındadır ve Türkiye’deki gibi az diz mesafesi ve standart koltuk sunar (tavsiye etmeyiz). Exucutivo koltuklar hem çok rahattır, yatar ve geniş diz mesafesi vardır. Bu koltuklar genelde yine aynı süre için 80R civarıdır ve çok tavsiye ederiz. Eğer yolculuğunuz uzunsa ya da gece yolculuğu ise “leito” denilen uyunulan tip koltukları almalısınız (140R). Leito her otobüsde ve her şirkette olmaz. Pluma, 1001, Itapemirim, Expressio Brasilera en önde gelen şirketler ve internetten da satış yapıyorlar. Otobüse binmeden önce biletinizdeki boş yerleri (pass no vs) doldurmanız gerekir ve binerken kimlik kontrolü yapılır. İçeride ikram ve çalışan yoktur. İkramları binerken elinize tutuşturuverirler. Otobüsler tuvaletlidir.

Rio.....mutlaka görülmeli...

Sosyal Hayat

Brezilyalılar Türklerden daha fazla dokunmayı, sarılmayı ve öpmeyi severler. Genellikle samimi kişiler birbirine sarılır ve 2 defa öperler. Sizinle konuşan kişiler ara sıra size dokunabilirler bu normaldir.

Brezilyalılar pizzayı dahi elle değil çatal-bıçakla yerler. Elle bir şey yenecekse mutlaka kâğıda sarılır (dürüm gibi). Çatalı bıçağı tabakta çapraz bırakmak yemeği bitirdiniz demektir. Restaurantlarda siz istemeden yemeği bitirmiş dahi olsanız hesap getirilmez.

Restaurantlarda % 90 sıklıkla % 10 servis dahildir. Eğer dahil edilmediyse % 10 bahşiş beklenir.

Resmi dil Portekizcedir. Eğer İspanyolca biliyorsanız sizi anlarlar fakat siz olanları anlamazsınız.

Yemekler uzun sürer. İş veya benzeri önemli konular uzun süren öğle ya da akşam yemeklerinde konuşulur.

Yemek

Rio’lular çok fazla yeme-içme işine düşkün diyebiliriz. Adım başı bir büfe, cafe yada restaurant var. Fiyatların ucuz olduğu söylenemez. Normal bir restaurantta kişi başı 50R ödersiniz. Adım başı meyve suyu ve ufak sandviç benzeri ürünler satan büfeler bulunuyor. Buralar özellikle meyve suyu içmek ve açlığı yatıştırmak için ideal. Buralarda meyve suları 3.5R aperatifler ise 2R civarı. Şehrin bazı yerlerinde BIBI adında ufak kafe zincirleri var. Burası bu büfelerle restaurantların arasında yer alıyor. Adam başı 15R civarında kalkarsınız buralardan. Yine yaygın olarak kilo ile ya da sabit fiyat ile açık büfe servis veren restaurantlar çok popüler. Bazı restaurantlarda da yine sabit fiyatla masaya servis edilen gril çeşitleri tadılıyor. Herkesin önüne bir tarafı kımızı bir tarafı yeşil kart bırakılıyor siz kımızı tarafı çevirene kadar masanıza et, tavuk, deniz ürünü karışık gril servis ediliyor.  Özellikle bir defada Brezilya mutfağının değişik örneklerini tatmak adına çok başarılı yerler. Genellikle içecek bazen ise tatlı fiyata dahil olmuyor, sormalısınız.

Meyve suyu büfelerinde onlarca çeşit meyve suyu çok makul fiyata (3.5R) sizi bekliyor. Sırasıyla hepsini denebilir yada istediğiniz karışımı icat edebilirsiniz. Bizim tavsiyemiz Hindistan cevizi (Coca) -ananas, açai-muz, açai-portakal (laranja), bal-limon, portakal-papaya, şeker kamışı suyu. Bu arada heryerde coco yani Hindistan cevizi (coco) direkt cevizin üstü delinerek de satılır (3R) Ancak isterken dikkatli olmalısınız “koka” değil “koku” demelisiniz zira “koka” “bok” demektir bir hata olmasın!!!