Venedik; birçoğumuzun belki gördüğü belki görmediği ama hakkında birçok fikri olduğu bir şehir. Biz venedik'i son gidişimizde keşfettik diyebiliriz. "Köprüler Şehri", "Kanallar Şehri", "Maskeler Şehri" olarak da anılan bu güzel şehirin dünyada benzeri yok. Tabii ki kanallara sahip şehirler var ama Venedik çok ama çok farklı.


Önce kısaca Venedik'ten bahsedip sonra gezilecek yerler hakkında bilgi verelim. Çizme şeklindeki İtalya gibi Venedik de esasen kuşbakışı çizmeye çok benzer bir şekle sahiptir. 117 küçük adacık üzerinde kurulu olan Venedik, 170 kanal tarafından birbirinden ayrılır ve yine 400 köprü ile birbirine bağlanır. Adayı "Grand Canal" adı verilen büyük bir su kanalı ters S şeklinde böler. Büyük Kanal'ın derinliği 4-5 m, genişliği 20-70 arasındadır.  Venedik’de 6 büyük semt vardır. Grand Kanal da bu semtleri; Castello, Cannaregio, San Marco kanalın sağ tarafında, Dorsoduro, Santa Croce, San Polo kanalın solunda kalacak şekilde ikiye böler. Bu iki yakayı 4 ayrı köprü birbirine bağlar.


rkiye’den Venedik’e gidişler ya Klasik İtalya turu adı verilen İtalya’da birçok şehrin görüldüğü bir haftalık turlarda 1 gün uğranmak sureti ile ya da Cruise seyahatlerinin bir durağı olarak 4-5 saatliğine oluyor. Bu şekilde de ya bir kaç saat ya da 1 gün ile sınırlı kalıyor seyahatiniz. Venedik ise sizden en az 3 tam gün istiyor gerçekten kendini anlatabilmek için.


Venedik’i gezmek demek ara sokaklarda kaybolmak demektir. Sokaklar birbirine o kadar yakın, o kadar düzensiz ve dar ki kaybolmamak mümkün iyi değil,  haber ise değil;

doğru yönü tekrar bulmak da şehirin ana meydanlarını gösteren tabelalar sayesinde bir o kadar kolay. Yazının sonunda size bazı yürüme rotaları vereceğiz. Eğer bu rotaları birebir takip ederseniz emin olun ki Venedik adına görmediğiniz birşey kalmayacak. Bu rotalar pdf şeklindedir, print edip yanınızda bulundurarak takip etmeniz gerekir.



“seyyahlık bir iştir. seyyahı turistten ayıran en belirgin özellik, gezmeyi iş edinmesidir”


hülya koç


 

Venedik’in en önemli meydanı olan “San Marco” adını “San Marco Bazilikası” ndan alıyor (ya da ikisi de İsanın 12 havarisinden biri olan San Marco’dan alıyorlar) 11.yy’da yapılan Bazilika altın süslemeleri nedeni ile “Altın Bazilika” olarak da anılıyor. Bazilikanın giriş kapısının üstünde (diğer önemli birçok şehirde de gördüğümüz) “Quadriga” yani 4’lü At Heykeli bulunur. Bu heykel; orjinali müzede olan Quadriga’nın bir replikası. Bizans döneminde haçlı ordusu tarafından İstanbul’dan getirilen “Quadriga” nın orjinali kadar replikası da görmeğe değer.


Bazilikanın giriş kapısının sağındaki süslemelerde Osmanlı figürleri dikkatinizi çekecektir. Hikayeye göre Aziz Marcus’un naaşını müslüman görevlilerden saklayabilmek için müslümanların pek arasının olmadığı domuz etinin arasına saklamışlar diğer bir rivayete göre figürlerde; burada Osmanlı’ların haraç almasının önüne geçmek için paraların domuz çamuruna saklanışı gösterilmektedir. Hangisi doğru bilinmemekte, karar sizin. Bazilika girişinde her zaman kuyruk olur ancak bu kuyruk biraz önce bahsettiğimiz “Quadriga”nın da bulunduğu  “Museo Marciano” için olabilir.


Müzeden San Marco Meydanını farklı bir açıdan görme imkanınız olur ancak unutmayın Bazilikaya sırt çantası ile girişe izin verilmemektedir. En fazla 1 saat süre ile girişin arkasındaki emanet bölümüne bırakabilirsiniz.  


Bazilika'dan çıkınca başınızı kaldırırsanız tam karşınızda "Campanile" adındaki 99 metre yüksekliğindeki kuleyi görürsünüz. Buraya çıkış ücreti 8€ dur ve genellikle önünde kuyruk olur. Kanallarla birlikte çok hoş bir Venedik manzarası ile karşılaşacağınızı düşünüyorsanız yanılırsınız çünkü daha çok binalarla kaplı bir manzara bekliyor olacak burada sizi. Tabii zevke göre değişir bu iller ama bize göre köprülerin üzerindeki görüntünün üzerine yok; özellikle Academia Köprüsünden manzara çok eşsiz.



"Campanile" den kanala doğru ilerlediğinizde solunuzda yer alan yapı "Dükler Sarayı" (Palazzo Duccale) dir. Burası hem Dük'ün konutu hem de hükümet merkezi olarak kullanılmıştır. Dükler Sarayının hemen arkasındaki hapishane ile içeriden bağlantısı bulunuyor. İçeriye girdiğinizde ikinci kattan sarayın içine giriliyor. Sağ tarafa doğru ilerlerseniz bu yol sizi hapishaneye, ceza mahkemelerine ve zindana götürür. Böylece (eğer kapalı değilse) meşhur "Ahlar Köprüsü" nden (Ponte Dei Sospiri) de geçme şansınız olur. 17.yy'dan kalma bu köprü yerel halk tarafından "Ahlar, Vahlar Köprüsü" olarak biliniyor. Söylenene göre hapishaneye giden mahkumlar bu köprüden geçerlerken güzel Venedik manzarasına son bir bakıp "Ah, Vah" çekerlermiş. Yine söylenene göre ünlü Kazanova burada mahkum iken bir asilzadenin eşini ayartarak bu köprüden hapishaneden kaçmış sonrada burası hapishane olarak kullanılmamış.


Şu ana kadar bahsettiğimiz tüm yapılar San Marco Meydanında (Ahlar Köprüsü ise meydanın bitişiğinde). Bu meydan Venedik'in kalbi sayılabilir. Karnaval, Yeniyıl gibi önemli olaylarda da şehirin toplanma ve kutlama merkezidir. Tabii ne kadar popülerse bir o kadar da pahalı bir bölgedir. Bir restaurant, cafe ya da otel San Marco'ya ne kadar yakınsa o kadar pahalıdır. Gerçi  Venedik’de herşeyin pahalı olmasına hak vermek lazım. Yoğun bir su ve nem ile mücadelenin yapıldığı şehirde herşeyin koşullara yenik düşmemesi imkansız. Bir otelin ya da restaurantın belli aralıklarla çok yüklü faturalar gerektiren restorasyonlara girmesi gerekiyor. Yani esasen 10 euro’ya yediğiniz pizzanın 5 eurosu sahibinin 5 yıl sonra yapacağı restorasyonun amortismanı sayılır. Otel için de aynı şey geçerli. Bunun yanında burada hayat da çok zor. Tüm Venedik adasında 1 tekerlek dahi dönmüyor. Yani içtiğiniz bir kolanın dahi o restauranta getirilişi normal bir restauranta göre çok zor. Belli bir saatten önce (turist akını başlamadan) kanaldan teknelerle mallar elle taşınan ambar arabaları ile onlarca köprü geçilerek restauranta ya da otele ulaştırılıyor. Burada ufak bir motorsiklet dahi bulunmuyor. Bu kadar yazdıktan ve acındırtıktan sonra sizden ne isteseler verirsiniz artık :)

Nerde kalmıştık; arkanızda Bazilika solunuzda Dükler Sarayı kaldığında önünüzde tam kanal kenarında iki uzun sütun görürsünüz. Sağdaki sütun üzerinde Bizans Kraliçesi Teodora'nın, soldaki sütun üzerinde ise kentin koruyucusu San Marco'nun simgesi sayılan bronz bir arslan heykeli bulunur.


Şehirin birçok yerinde duvarlarda tabelalar göreceksiniz. Bunlar sizi San Marco, Rialto Köprüsü, Accademia Köprüsü, Piazzale Roma gibi ana meydanlara yönlendirir. Bu sayede biraz kaybolarak da olsa yolunuzu bulabilirsiniz.


Okları takip ederek "Rialto Köprüsü" ne ulaşabilirsiniz. 19.yy'a kadar kanalın iki yakasını birleştiren tek köprü olan Rialto; 8 metreye yakın kemer yüksekliğine sahip. Köprünün yapımında 6000 temel kazığı kullanılmış. Köprünün üzerinde karşıya geçmek için 3 yol bulunuyor. Orta yol sağlı sollu hediyelik eşya, maske vs. satıcıları ile dolu. Diğer 2 yol da köprünün 2 cephesine bakıyor. Köprünün iki cephesinden de Kanal ve Venedik manzarası çok güzel.


Buraya çok yakın bir mesafede (yaklaşık 100-150 m) Rialto Mercato vapuretto durağının önünde hergün Rialto Market kuruluyor. Şehrin sebze-meyva ve balık pazarı olan marketi görmek için öğlene kadar burada bulunmanız gerekir. Özellikle balık kısmı görülmeye değer. Unutmayın ki pazarlar bir şehir hakkında çok fazla ipucu verirler.


Santa Barnaba meydanı görülmeye değer meydanlardan birisidir. Yazının sonunda verdiğimiz yürüme rotaları sizi buraya da götürecektir. Bu meydan 11.yy'dan kalmadır ve iyi korunmuştur. Buraya Ponte Pugni köprüsünü geçerek ulaşıyorsunuz. Köprünün üzerinde buhran döneminde halkın çatışmalarını simgeleyen ayak izleri bulunuyor.



Venedik’de San Marco Meydanından başka meydanlarda var tabii ki; bunlardan birisi St.Giovanni Paolo Meydanı. Bu meydanda St.Giovanni Bazilikası ve meydanın ortasında Bartolomeo Colloni Heykeli bulunuyor. Buranın bir hikayesi var; paralı asker olan Colleoni tüm servetini bağışlama karşılığında San Marco meydanına heykelinin dikilmesini istemiş. Kent Konseyi kabul etmiş ama öldükten sonra heykelini San Marco’ya değil bu meydana dikmişler.


Venedik çoğu zaman “maske” ler ile özdeşleşmiştir. Şehirde çok sayıda maske satan dükkan bulunur ve başta Venedik karnavalı olmak üzere yılbaşı gibi bazı özel günlerde halk ve turistler maske takarlar. Bu adetin nasıl başladığı biraz karışık bir konu. Bir hikayeye göre Avrupayı saran veba salgını sırasında kokudan korunmak ve vebanın bulaşmasını önlemek için maske takılmaya başlanmış ve bu daha sonra evrimleşerek güzelleşmiş ve bu halini almış. Diğer bir hikayeye göre ise eğlenceli toplantılarda :) sınıf farkının ortadan kalkmasını sağlamak ayrıca tanınmamak için insanlar maske takmaya başlamış. (Nicole Kidman’ın “Eyes wide shut” filmini seyrettiniz mi?) Bir zamanlar 10 kişinin 6’sı maske takar haldeymiş. Şu an için bunların hiçbiri yok tabii ama maskeler Venedik’e çok özel bir anlam katıyor ve şehri daha özel kılıyor. Bir maske sahibi olmanın bedeli 3 euro ile binlerce euro arasında değişebiliyor. Ama evinize asabileceğiniz güzel bir maske için en az 40-50 euroyu gözden çıkarmanızı tavsiye ederiz.


Maskelerin Venedik Karnavalında çok yoğun kullanımı olduğunu söylemiştik. 1200‘lü yıllardan kalan eski bir adet olmasına rağmen daha sonra kutlanmayan karnaval 70’li yıllardan sonra kültürü taze tutmak amacı ile yeniden kutlanmaya başlanmış. Venedik Karnavalı boyunca  et içeren yemekler yenmiyor bunun yerine deniz mahsülü yemek tercih ediliyor.

New Orleans'ın Mardi Gras'sı ve Rio'nun Karnaval'ı neyse Venedik'in Carnevale'si de o derece gelenekseldir. Venedikliler, karnavalı 15. yüzyıldan beri kutlarlar. O devirlerde maskeli balolar organize eden özel kulüplerin en popüler eğlenceleri arasında, boğa avı ve köpekleri canlı canlı büyük toplardan ateşlemek bulunuyor. 18. yüzyılda artık Venedik zevk düşkünlüğünün zirvesine ulaşınca karnavalın süresi iki aya çıkıyor. 1797 yılında Napolyon'un kenti almasıyla bu kutlamalar azalıyor ve Mussolini'nin maske takmayı yasaklamasıyla da tarihe karışıyor. Karnavalın yeniden hayat bulması, halkın kışın karanlık ve sıkıcı aylarında bir çıkar yol aramasına denk gelir. 1970'lerde, turizmin de desteğiyle, 18. yüzyılın festivallerini aratmayacak bir seviyeye ulaşır ve dünyanın en önemli festivallerinden biri olarak yerini alır.

Karnavalın geçmişinde daha da eskilere gidersek, Tanrı Satürn şerefine yapılan dinsel bayramlarda köleler sadece bir günlüğüne, maskelerinin ardına gizlenerek efendilerinin yerini alırlarmış. Bu şölen antik Yunan ve Rönesans derken, 15. yüzyıl sonlarında İtalyan Orta Oyunu olarak bilinen Commedia dell'Arte'nin doğuşuyla etkisini göstermiş. Zamanla San Marco Meydanı, karnavalın kalbi olmuş ve kurulan ahşap platformlarda dünyanın dört bir yanından gelenler oyuncuları seyretmişler.

Bugün festivalin sembolü olan ''Bauta'', 18. Yüzyılda Venedik yönetimi tarafından uygulamaya konan, standart bir halk maskesiydi. Bazı politik kararlarda, vatandaşların isimsiz olarak bu süreçte yer almasına önem verilir, özgür, eşitlikçi ve gizli oylamalarda bunu giymek mecburi edilirdi. Bauta, Casanova maskesi olarak da dünyada en çok bilinen maskedir. Tamamıyla beyazdır ve gözler hariç yüzü bütünüyle kaplar. Çıkık bir burnu vardır ve üç köşeli şapkayla giyilir, bu da karanlık ve sinsi bir izlenim verir. Moretta ve Pantalone de yaygın maske türlerinden. Oval ve genelde siyah kadifeden olan Moretta, geleneksel olarak kadınlar tarafından manastır ziyaretlerinde takılırdı. Pantalone ise Commedia dell'Arte olarak bilinen İtalyan orta oyunlarında, bol kırışıklık ve büyük bir burunla yaşlı bir tüccarı sembolize ediyordu. 

Festival, cuma öğleden sonra, tüm kentte bir geçit olan ''La Festa delle Marie'' ile başlar. Bu, festivalin resmi açılışı olan cumartesi gününe bir hazırlıktır. Cumartesi, öğleden sonra 4:00 gibi San Marco Meydanı'ndan hareket eden maskeli geçit Venedik'in sokaklarında dolaşır. Ertesi gün mızrak dövüşleri ve diğer eğlenceli yarışmalar yer alır. Bir sonraki Cuma, festivalin zirve noktasıdır. Kentin birçok sarayında balo düzenlenir. Gran Ballo delle Maschere (Büyük Maskeli Balo) ya da Ballo del Doge (Doc'un Balosu), her yıl değişik yerlerde yapılsa da genellikle burası büyük saray olur. Doğru kıyafeti olan ve birkaç yüzyıl öncesine ait kadril (Napoleon'un sarayında rağbet gören bir Fransız dansı) gibi dansları yapabilen herkes bu balolara katılabilir. Halka açık balolar ucuz değil. Bir de kıyafet kiralamanız gerektiğini düşünürseniz - ki buna maske ve ayakkabı dahil degildir- belki de seyahatte harcadığınız kadar bir masrafla karşı karşıyasınız demektir. Karnavalın son cumartesi günü Palazzo Pisani- Moretta'da yer alan Ballo del Doge, karnavalın en şık ve en pahalı balosu. Ballo Tiepolo freskleri Tiepolo'ya ait Pisani- Moretta'nın balo salonunda yer alıyor. Karnaval zamanı organizasyon ofislerinden bilgi alabilirsiniz.


Cumartesi ve Pazar, San Marco Meydanı'nda ve kentin farklı yerlerinde tiyatro ve müzik gösterileri yapılır. Calcio storico (ortaçağ kıyafetleriyle o devre ait bir futbol gösterisi) maçları San Marco Meydanı'nda oynanır. Yine burada en süslü ve dikkat çeken kıyafetlerin bir geçidi olur (salı günü de tekrarlanır). Pazar günü, maskeli yolcuları taşıyan, alabildiğine süslü kayıklar ve gondollar Grand Canal (Büyük Kanal) boyunca ilerler. Festival süresince, takvim dışı pek çok aktivite olur. Sokak göstericileri yolları ve meydanları doldurur ve bazen de Campo San Polo'da bir buz pisti kurulur.

Sizi çevreleyen bu harikalar diyarını, sayısız maske ve kostümü fotoğraflamadan durmak kuşkusuz imkansız ama karnaval ruhuna girebilmek için siz de bir maske takmalısınız. En iyi maske satanlar, Ca' Macana ve L'Arlecchino’dur. Karnaval havasına daha da ayak uydurmak için belki de karnaval temalı odaları olan Locanda Orseolo Hotel'de kalabilirsiniz. 12 odalı otele varabilmek için geçeceğiniz gizli kapı bu keşfi daha gizemli bir hale getirecek. Odaların bazıları Orseolo Kanalı'na bakıyor. Maske isimleriyle adlandırılmış odaların duvarlarında, karnaval karakterleri, Venedik kostüm partileri temalı freskler ve maskeli aplikler ve Murano cam avizeler var. Kahvaltı odası da, kırmızı deri koltukları ve kanalda ilerleyen gondolların dingin manzarasıyla aynı derecede davetkar. (italic yazılan karnaval bilgileri maximiles.com.tr’den alınmıştır)

Venedik’de heryeri yürüyerek dolaşabilirsiniz ama bir yerden sonra bu biraz yorucu ve tekrarlayıcı olabilir. Çünkü farklı bir yere de ulaşırken aynı yerlerden geçmeniz gerekebiliyor. Size tavsiyemiz adanın uzak noktalarına daha hızlı ulaşım için Vapuretto’ları kullanmanız.  Tek biniş (7euro), 24 saat (20 euro), 36 saat (25 euro), 48 saat (30 euro), 72 saat (35 euro) gibi çok fazla alternatifli kart bulunuyor. Bunlardan birisi mutlaka size göredir. Bu kartları Hellovenezia gişelerinden, bilet satışı resmi sitesi olan veniceconnected.com internet sitesinden, vapuretto duraklarından ve bazı yetki verilmiş büfelerden alabilirsiniz. Ayrıca 14-29 yaş grubu için 3 günlük sınırsız ulaşım imkanı veren Youth Card’da bulunuyor.


Veniceconnected sitesinden günde 2 defa genel WC’leri kullanmak için kart ve 300 noktada bulunan wi-fi internetten faydalanmak için kullanıcı adı ve şifre alabilirsiniz (1 hafta 15 euro)  Ulaşımın dışında Venedik’in bazı yerleri ancak kanal gezisi sırasında görülebiliyor bu nedenle de vapuretto çok faydalı. Hiçbir yere gitmeseniz bile özellikle 1 ve 2 nolu vapuretto hatları ile güzel bir büyük kanal turu yapabilirsiniz. Bu açıdan Venedik’in farklı bir yüzü olan lüks otelleri ve onların kanala açılan iskelelerinden sürat teknelerine binen müşterilerini ancak bu açıdan görebilirsiniz. Kartınız aldıktan sonra vapuretto istasyonlarının girişindeki küçük elektronik cihazlara tutarak okutmanız gerekiyor. Böylece kartın geçerli olduğu süre başlamış oluyor. Bu işlemi yapmazsanız cebinizde kart olması bir anlam ifade etmez ve biletsiz muamelesi yapılır. Çok sık olmamakla birlikte vapurettolarda bilet kontrolü yapılıyor. Vapurettoların toplam 15 hattı bulunuyor; 05:00’de başlayan seferler sabahın ilk ışıklarına kadar devam ediyor. Biz 01:00‘den sonrasını denemedik.

Vapurettolar dışında bir de lüks ulaşım mümkün ki bunun adı: Water Taxi. Venedik Marco Polo Havalimanından şehire ulaşım ortalama 110 euro, Venedik içerisinde ortalama bir yerden bir yere ulaşım 40-70 euro civarında tutuyormuş (biz denemedik). Gondollara gelince; Gondollar sadece turistik aktivite için kullanılıyor. 45 dakikalık bir tur 100-120 euro aralığında tutuyor ancak bunu 6 kişiye kadar paylaşabilirsiniz. Paylaşma ve kaç kişinin binebileceği konusunu konuşmanız lazım. Eğer gezi esnasında serenad yapacak ya da gitar çalacak birilerini isterseniz bunlar tabii ki extra ücrete ve pazarlığa tabiidir. Bir de sadece kanalın bir kıyısından diğer kıyısına geçmek için kullanılan süslemesiz gondollar var. Bunlara “traghetto” adı veriliyor ve karşı kıyıya geçmenin maliyeti genelde kişi başı 2 euro.


Venedik'de şehirdeki müzelerin gezilmesini daha ucuza getirmek için bazı kartlar mevcut; Venicecard bunlardan en önemlisi. Bu kartla 11 müzeye, 16 kiliseye girebiliyorsunuz ve genel tuvaletleri günde 2 defa kullanabiliyorsunuz. Bu kart 7 gün boyunca geçerli. Ancak Venedik'de 7 gün boyunca kalmayacağınızı düşünürsek bunun yanında kaldığınız günlerde de tüm müzeleri gezmeyeceğinizi düşünürsek 40 euroluk bu karta pek ihtiyacınız olmayabilir. Kalacağınız gün sayısı süresince geçerli vapuretto kartını tavsiye ederiz ama venicecard konusunda iyi hesap yapmanız lazım çünkü Venedik'de birçok müzenin giriş ücreti 2-3 euro seviyesinde. Bu parayı çıkartmak için oldukça fazla müzeye girmeniz lazım. Genel tuvaletlerde heryerde olmadığı için ihtiyacınız olduğunda yanıbaşınızda olmayacaktır. Zaten Venedik'de tuvalet 1,5 euro olduğu için bir cafeye girip 3 euroya bir kahve içerseniz kahveyi bedavaya getirebilirsiniz.


Bir de Museum Pass bulunuyor. Bu kart da 20 euro. Burada wc hakkı ve diğer kilise girişleri filan bulunmuyor. Bu kartlarda o kadar çok alternatif var ki www. veniceconnected.com u incelemek en doğrusu olacaktır.


Murano Adası:


Venedik denince akla maske kadar cam işçiliği de gelir elbette. İşte Venedik bu cam işçiliği ününü Murano Adasına borçludur. Bu adaya gitmek için en sık ve en fazla vapurettoyu “Fondamente Nova” durağında bulabilirsiniz. 41, 42, LN vapurettoları ile 10 dakikada Murano adasına ulaşabilirsiniz. Eğer Venedik’de kalmıyorsanız Mestre ya da Quatro Altino’da kalıp Venedik’e trenle geliyorsanız tren istasyonunun önündeki vapuretto iskelesinden DM vapurettosu ile de Murano adasına gidebilirsiniz.  Bir diğer gidiş yoluda San Marco’dan kalkan vapurettolardır bu vapurettolar ile önce Sabbioni adasına gitmek orada aktarma ile treporti’ye geçerek oradanda Burano Adasına giden vapurettoya binebilirsiniz. Daha sonra Burano’dan Murano adasına da giden vapurettolar sık sık kalktığı için bu geçiş daha kolay olacaktır. Yani San marco tarafındaysanız ve aynı gün içerisinde hem Burano hem Murano adasını görmek istiyorsanız bizim gibi bu yolu tercih edebilirsiniz.


Murano’da 4 vapuretto durağı bulunuyor biz ana kanala en yakın Faro durağında indik. Murano her zamanki gibi kanalları olan bir ada. Bolca cam işçiliği üzerine mağaza ve atölye bulunuyor. Venedik’e oranla daha elegant olduğunu ve buna rağmen fiyatların daha makul olduğunu gördük. Sokaklarda buranın tamamen cama adanmış bir ada olduğunu size hissettirecek sokak sanatı örnekleri mevcut. Başta Venedik’ten bir cam eşya almaya kararlı iseniz mutlaka Murano’ya gitmenizi öneririz. Aksi halde Venedik’i bırakıp Murano’ya gitmenin çok bir anlamı yok. 


Burano Adası:


Buraya yukarıda Murano Adasına gitmek için gerekli bilgilerde verdiğimiz aynı durakları ve vapurettoları kullanarak ulaşabilirsiniz. Murano Adası için “cam işçiliği ile ilgilenmiyorsanız gitmeseniz de olur” dedik ama Burano için aynı şeyi söylemeyeceğiz. Burası gerçekten mutlaka görülmesi gereken bir yer. İlk olarak adaya girdiğinizde 2 şey gözünüze çarpıyor; renk renk boyanmış evler ve danteller. Evlerin parlak renklerle farklı farklı boyanmasının bir öyküsü var. Burası balıkçılıkla geçinen bir köymüş ve balıkçılar eve geç saatlerde alkollü olarak geldiklerinde sarhoş kafar farklı evlere giderlermiş. Bunu önlemek için kadınlar erkekler evi kolay bulsun diye parlak farklı renklere boyamaya başlamışlar. Bu daha sonra bir gelenek olmuş ve tekneler de bu şekilde boyanmaya başlanmış. Bu Burano’da çok estetik bir hava oluşturuyor. Renklerin zor koşullara sahip Venedik’de aynı güzelliği koruması için her sene boyandığını düşünüyoruz çünkü evler çok bakımlı görünüyor. Buraya yaklaşık 3 saatinizi ayırmanızda fayda var. Biz sport cafe adlı yerde yemek yedik ve memnun kaldık.

Lido Adası:


Burası Venedik’in sayfiye kasabasıdır. Birçok türk tur şirketi venedik turlarının konaklamasını burada yapar. Yazın denize girmek ve uygun fiyatlı konaklama haricinde Venedik için ayrılmış zamanınızı burada harcamanız kayıp olur. Bunları Venedik’e denize girmeye gelmediğinizi düşünerek yazıyoruz.


Yeme içme konusu


Esasen tüm İtalya için geçerli bir sınıflama var; normal restaurantlar (Ristorante), küçük aile işletmeleri olan ve daha lokal yemekler sunan trattoria'lar ve daha ayak üstü fast food mekanları olan gastronomia'lar. Ancak bunlar kesin sınırlarla ayrılmadığı gibi hangisinin ne olduğunu bilmeniz de zor. Zaten sizi ilgilendiren menülerin içeriği ve fiyatı olacaktır ki bu da nerede ise tüm restaurantların dışında genelde camdan bir koruma içerisinde asılıdır. Bu listeyi inceleyerek buranın içerik ve fiyat açısından size göre bir yer olup olmadığına karar verebilirsiniz. Bir çok mekan öğlen yemekleri için turist menüleri hazırlar ve bunu da dışarıda ilan eder. Turist menüleri çok avantajlıdır ama belli saatler arasında geçerlidir. Makul fiyatlı bir yerde genellikle 3 çeşitli bir turist menüsü 14-20 euro, bir pizza 7 ila 15 yine bir makarna (pasta) çeşiti de 7-15 euro aralığındadır. Gerçekten pizzayı da pastayı da çok çok güzel yaparlar. Pizza anlayışı olarak bizdeki pizzaları sakın beklemeyin. Pizzalar ince, az ama kaliteli malzemeli doğal olarak çok lezzetli ve hafif kıtırdır. Pastalar (makarnalar) bize göre daha az haşlanmış (aldante) olur. Özellikle deniz mahsülüne meraklı iseniz bol bol deniz mahsüllü pasta denemelisiniz.  Cafe tarzı mekanlarda vitrinde gördüğünüz ürünü alıp oturmak isterseniz bundan coperto denilen oturma ücreti alınır (1,5-3 euro arası) ayrıca servis ücreti de ilave edilebilir. Bazı yerler menülerinde coperto ve servis ücreti alınmadığını yazarlar ki bu daha başta adam başı 5 euro cebinizde kaldı demektir.


Venedik’de heryeri kolay gezmeniz için Venicebanana.com tarafından hazırlanmış, bizim de tekrarladığımız ve çevirisini yaptığımız


                                                                                  5 Yürüme Rotası (pdf dosyasıdır indirebilirsiniz)

Venedik